BİLGİSİZ BELGESELCİ 

Muzaffer SUNGUR

 

TABLO 1

(SAFARİ FİLM)

(Perdede vahşi hayatı anlatan bir belgesel görüntüsü ve fonda vahşi yaşamı çağrıştıran bir müzik vardır.Sahne karanlık ve renkli ışıklar yanıp sönmektedir. Bu sahne birkaç dakika sürer. Sonra sahnenin sağı aydınlanır. Bir film ofisi vardır. )

 

Sekreter          :(Elindeki sineklikle telefonun üzerindeki sineği öldürür)Musibet hayvan...    Sabahtan beri tepemde vız vız...(Telefon çalar) Buyrun...Safari Filmcilik le me te de şe te iiii...Aslan Bey henüz gelmediler efendim...Pardon alamadım...Nasıl yani hepsi de mi gelmediler mi? E tabi ki Aslan bey bir tane efendim,kaç tane           olacaktı? Ha ,siz gelmediler lafına taktınız...Yormayın beyfendi bu kadar sağ beyninizi..Yazıktır örselemeyin onu...Tabi...Notunuzu iletirim...Size tele günler... Ay sonunda da telefon faturası ellerine geçince de şaşırırılar ”Yav, n’aber, nassından başka hiç bi şey gonuşmuyoz...”Ne biçim fatura geliyo valla...Devlet biznen zengin olacak”

Çaycı               :(İçeri girer)Ceylan Hanımıııım....Bu yarım ekmek arası kofteniz...Ahaaa bu da ligit colanız...Şugar firiiiii...

Sekreter          :Valla şu kolacılardan Allah razı olsun.Sayelerinde rahatça kolamı  yudumlayabiliyorum. Ooooo! Köfteler de güzele benziyor....Acıkmışım da ha.

Çaycı              :Tabi Ceylan hanım...Sabahki birkaç dilim ligit ekmeknen bir kirpit gutusu   böyüklüğündeeeki peynir doyur mu adamı allaaseen.Gerçi senin kiprit vasati  kırk çöpten  çok ötedeydi ya neyse...Hani yani şu kipritçi gızın sattıklarından

Sekreter          : Sansar Selim! Uğraşma benimle...Hele sen şu adından utan evvela.Duyan da andırgraund bir mafya tetikçisi sanır.Sansar Selim..Ne bilsinler bizim pasajın andırgrauntunda  Allahın bir çaycısı olduğunu...Hem,ha o kibrit ha bu      kibrit...Ne farkeder ki,ikisi de kibrit...Ayrıca Sansar Selim Muzaffer Kuşhan’ın    diyet listesinde yazmıyordu kibritin markası ve büyüklüğü...Hem senin işin             gücün yok mu kuuzum...Hadi hadi Tetikçi Selim sen git de,tavşan kanı çaylarını karbonatla tetikle!

Çaycı              :Akşama doğru da iki gırissini ile iki kase ligit profiteröl getireyim mi?

Sekreter          :Ben şimdi sana!(Üzerine yürür,bu arada telefon çalar)Aaaaa! Tirajeciğim       sen miydin? Benimki de laf ha!Sen miydim?Evet az önce ben bendim de artık   ben ben değilim deeermişsin! Ay kız ne özlemişim seni vallahi...Ayran içtik ayrı        düştük yaa... Vallahi seni görmek imkansız olacak nerdeyse rüyalarım olmasa... Eeee! Nasılsın bakalım akşamdan bu yana...Efendim?Yapma ya! Bozpa’da ha...Pantolonlar beş, tişörtler birbuçuk milyona ha! Ama sabah erken gitmek lazım  oraya...İyileri kapışılıyo hemen...Bi gün ben de izin alayım da gidelim birlikte...

Sarpa              :(Elinde kamerasıyla girer içeriye)Merhaba...

Sekreter          :(Bir yandan Sarpa’ya sus işareti yapıp oturacak yer gösterirken) Vall Tirajeciğim ,saçlarımla başım dertte şekerim...Dediğin gibi saçlarımı Ricoys yaptım...Şampuan artı saç kremi...Artı vitamin artı mineral artı madensel           tuzlar          artı yumurta akı artı...

Sarpa              :Artı haydari,artı tarator...Kavun,beyaz peynir...

Sekreter          :(Sarpa’ya)Şşşşt!(Tiraje’ye)Sana demedim şekerim...Yanımda kepekten öte     sorunları olan birisi var da...Neyse...Söylediğin gibi aynen öyle...Ricoys  ‘yıka ve çık!’  yaptım şekerim...

Sarpa              :Yalnız üstüne bir şeyler giy...Ayıp oluyor...Şekerim...

Sekreter          :Ay Tirajeciğim kapatmak zorundayım...Yanımdakinin kötek sorunu azdı yine...   Ben seni sonra ararım...İstersen de akşam bir yerlerde buluşur vitrin bakınırız...Uzatmayalım böyle arayı...Haydi öptüm mua mua!(Telefonu kapatır. Sarpa’ya) insanı iki satır konuşturmadın be!

 

Sarpa              :Ne iki satırı be...Sayfanın sonuna geldik habire seni dinliyoruz....Ayrıca burası     bir işyeri...Safari Filmcilik le me te de şe te i telefon bu kadar meşgul edilmez ki üstelik de haftada bir rengi değişen saçlar için ...Aslan Bey duymasın valla...       Hem,belki önemli bir telefon bekliyoruz değil mi?

Sekreter          :Allah aşkına Sarpa ya...Seni kim arayacak?

Sarpa              :Önemli bir belgeselciyi kim aramaz ki?

Sekreter          :Ah tabi ya...Sen yokken telefonlarımız adeta kilitleniyor...Börtüler,böcekler...     Aramak için adeta seferber oluyor...Hatta geçen gün arayan bir orangutana  yok olduğunu anlatmak için göbeğim çatladı valla...Hıh belgeselciymiş...

Sarpa              :Sen geç dalganı...Gör bak ,Aslan Abi kabul ederse,ne biçim projelerim var...O  zaman göreceğim senin Avonla badanalanmış yüzünü....Şekerciğiiim..

Sekreter          :Belgeselciliğinin ne boyutta olduğunu bana ve hatta Aslan Bey’e anlatma   istersen Sarpacıgım...Sarpa sarıyo zira...

Sarpa              :Ne varmış ki benim belgeselciliğimde hamfendi...

Sekreter          :Ne varı değil de,önemli olan neyin yok olduğu...

Sarpa              :Ne bu şimdi?

Sekreter          :Henüz unutmuşluğumuz söz konusu bile edilemez ,o muhteşem “Tek  Hücrelilerde Aşk”  belgeselini...

Sarpa              :Eeee...Evet birkaç talihsiz hata olmuştu o belgeselde...

Sekreter          :Evet,tek hücreli bir aşk uğruna saatlerce bomboş bir ekrana bakmıştık.

Sarpa              :Aslında çok muhteşem bir projeydi o...Kameraya mercek takmayı unutmasaydım...

Sekreter          :Neyseki film takmayı akıl etmişsin şükür...

Sarpa              :O talihsizlik olmasaydı bugün belgesel dünyasına armağan edilmiş bir Türk Şipilbörg’üydüm...

Sekreter          :Yaaa...Ne demezsin...

Sarpa              :Ne demem...Hah hah...

Aslan Bey       :(İçeri girer)Kim kime ne dermiş? Günaydın...(Sarpa’yı görünce)Allaaahhh  Sarpa!

Sarpa              :Günaydın Muhterem Aslan abicim...

Sekreter          :Günaydın Aslan Bey...Arayanlar var...

Aslan               :Sen de doktorlarımı ara istersen.(Sarpa’ya bakarak)N’olur n’olmaz...

Sarpa              :Kalbimi kırıyosun ama abi.

Aslan               :Kafanı kırmadığıma şükret.,merceksiz ve tek hücreli belgeselci...Niye geldin  gene?

Sarpa              :Tamam patron yaa...Vurma artık şu işi yüzüme...Biliyorsun hatalar doğruların mayasıdır?

Aslan               :Bak Mayadağ’dan kalkan kaz!...Bir gün de düzgün bir işle gel de ‘ah ettikçe içim sızlamasın...Şaşıırt beni...Hatta bu uğurda küçük dilimi yutayım...

Sarpa              :Bak bu kez nasıl şaşıracaksın...Müthiş bir proje patron...

Aslan               :Neeeee? Yeni bir proje mi?(Cebinden sakinleştirici bir şurup çıkarıp   tepesine diker)

Sarpa              :Her şey hazır...Çekim mekim...Sana sadece yayın sponsoru olmak düşüyo...

Aslan                          :Bak Sarpacığım...Bak güzel kardeşim...Bırak şu yakamı benim yaaa...Sana da yazık bize de yazık...Hayır bu zamanda zamanımıza yazık ya... Git ,gez, dolaş...  İlla belgesel çekmek zorunda mısın kardeşim?Git turistlere hatıra fotoğrafı çek...Ya da ne bileyim onlara türistik biblo sat...Zeybek biblosu...Allı yazmalı köylü kızı biblosu...Ya da fes mes...Ama hem benim hem de belgesel dünyasının yakasını bırak kardeşim...N’olur yeni projeler yutturmaya kalkışma     bana...Zira her yuttuğumda ardından da kutularca  sinir hapı,mide hapı                       yutuyorum...Özetle hapı yutuyorum be koçum...

Sarpa                          :Tamam muhterem abicim tamam...Bak bu son...Bana bi şans daha ver ve şunu bir izle(Bir video kaset çıkarır)Eğer beğenmezsen,söz...Bi daha karşına çıkmayacağım....

Aslan                          :Yahu Sarpa...Yoksa Kuşlar;Kanatlı Uygarlık Belgeselini çektin de benim mi  haberim yok?

Sekreter          :Aman Aslan Beeey...Karşınızdaki Sarpa...O kanat ızgara bile yapamaz... Ne  kanatlı uygarlığından söz ediyorsunuz Allahaşkınıza!

Sarpa                          :(Sekretere)Sen biraz kibrit kutusu ölçümü yapsana...Bak Türkay kibritleri  vasati 2400 çöplük bir kibrit üretmiş...Yarım kiloluk...Veri top sekret şey...

Sekreter          :Böööö! Mercek beyin...

Aslan                          :Kesin ikiniz de geyik muhabbetini...

Sarpa                          :Hay Allah...Bunu nasıl düşünmedim ben yaaaa....

Aslan                :Neyi? 

Sarpa                          :Geyiklerin muhabbeti ile ilgili bir belgeseli...Düşünsenize...

Aslan               :Kalsın,kalsın...

Sarpa              :Aslında yetişebilseydim,çok önemli bir belgeyi kaydedip bu belgesele  ekleyecektim ;ama trafik...N’aparsın.

Aslan               :Nasıl yani?Yaşayan bir dinozor mu buldun?

Sarpa              :Olur mu patron...Öldü ya o.

Aslan               :Kim?

Sarpa              :Neydi adı...Hani önce anılarını,sonra da gezilerini yazdıydı...Hay Allah dilimin   ucunda adı...Neydi,neydi?

Sekreter          :Mina Urgan’dan söz ediyor herhalde...

Sarpa              :Hah yaşayasın...Evet,Dinozor Mina Urgan...Rahmetli...

Aslan               :Dinozorlar tepelesin seni e mi? Neydi kaçırdığın o önemli belgesel belgesi...

Sarpa              :Öksüz kalan bir kediyi evlat edinen bir köpek varmış...Ama trafik...Ah be  trafik...Kaçırdık işte...

Aslan               :Saçma sarpa konuşma...Biz de bi şey zannettik...Hem oğlum bu tür kedi öyküleri gündemden düşeli yıllar oldu...Proje  özürlü salak Sarpa...

Sarpa              :Kedi bu,gündemden düşse bile dört ayağı üzerine düşer ya patron...Ama  kaçırdık işte...

Aslan               :Ben daha önemli ve ilginç bir şey buldum...

Sarpa              :Ne ki?

Aslan               :Belgeselci bir hayvan.

Sarpa              :Yaaaa...Çok ilginç...Nasıl bir hayvan ki bu?

Aslan               :Adı Sarpa...Beyinsiz ve tek hücreli...(Sinirlenir)Bak döverim seni Sarpa... İzlettireceksen izlet şu belgeselini...Bakalım sana verilen binüçyüzüncü fırsatı nasıl değerlendideceksin... Hazır beş ölçek passiflora içmişken...

Sekreter          :Binüçyüzdört Aslan Bey, tamı tamına binüçyüzdört net ve güzel fırsat....Hakan Şükür’ün bile eline geçmez binüçyüzdört fırsat....

Sarpa                          :Tamam patron...Bu sefer su kaplumbağalarını çektim. Ve çekebilmek için de onları tam üç yıl izledim...Nihayet sona yaklaştım...Aha bu gördüğün kaset,onların yumurtlamalarını,yumurtalarını karaya bırakmaları ve yavru su      kaplumbağalarının aysız bir gece de her türlü tehlikeyi aşıp denize ulaşmalarını gösteriyor...

Aslan               :Eee...Bunlar her yıl yumurtlamazlar mı oğlum ?Niye üç yılını verdin ki? Hoş  benden uzakta olduğun sürece otuzüç yılını da verebilirdin ya...

Sarpa               :İlk yıl kumsalda ateş yakıp beklemişim...Onlar da deniz yerine benim ateşe yönelip denize ulaşamazlarmış ve telef olurlarmış...Bu kerata karettalar boşuna aysız geceleri seçmezlermiş yani...Öbür yıl  akıllandım tabii... Ateş mateş            yakmadım;ama bu sefer de yanıma kamerayı almayı unutmuşum.

Aslan               :Senden de başka ne beklenir ki Kerata?

(IŞIK SÖNER) 

TABLO 2

(SU KAPLUMBAĞALARI) 

(Sahnenin sağı aydınlanır. İçinde dalga seslerinin olduğu bir müzik eşliğinde İki deniz kaplumbağası sahneye girer)

 

Anne kaplumbağa      :(Kafasıyla işaret ederek saymaya başlar) Do do dosi..Dosi dosi dosi...Dosi saklambosi  Saklambos saklambos...

Baba kaplumbağa      :Ya karıcığım ya,n’apıyorsun sen yaa... Niye sayışıyoruz ki? Saklambaç mı oynayacaz bu yaştan sonra...Yaa!

A.Kaplumbağa           :Yooo...Saklanacağı değil,aksine kimin ortaya çıkacağını saptamak için  sayışıyoruz  beyim...(B.Kaplumbağayı taklitle)Yaaa

B.Kaplumbağa           :Ne demek şimdi bu?

A.Kaplumbağa           :Olmuyo beyim böyle her zaman ve her şeye ben...Bir aile reisi olarak azıcık da sen kabuğunu kımıldat...(Saymaya devam eder) Ooooo!Portakalı soydum başucuma koydum...

B.Kaplumbağa            :Yahu  hayvan azcık insaf eder ya!Biz de boş durmuyoruz herhalde...Yok oraya git,yok buraya git...Unutma, daha üç gün önce taaa mercan kayalıklarına gitmiştim...Ve hatta... Gelmiştim bile... N’aaaabeeeer dosidos!

A.Kaplumbağa            :Hıh!Mercan kayalıklarına gitmişmiş...Sanki kaya barbunlarıyla ekonomik ve ticari işbirliği anlaşmasına gittin...N’aptın Kendin gibi üçbeş boşta gezer bulup laklak da babam laklak (Eliyle içme işareti yaparak) Lık lık da babam lık lık...(Sayamaya devam eder) İngili mingili kukiki yes mi no mu nomune nomune...

B.Kaplumbağa           :Hala sayıyor ya,hala sayıyor ya...Yahu bu ettiğin iş mi senin?

A.Kaplumbağa           :Evet beyim iş...Arabanın tekeri,İstanbul’un şekeri...Bir ki üç...Ebelik pek güç!

B.Kaplumbağa           :Yahu nereden çıktı (A.Kaplumbağayı taklitle) “Yoo beyim,bu kez de yumurtaları sen karaya bırakacaksın” tezi...Hipotezi... Cafer’in bezi   yaaa...

A.Kaplumbağa           :Bilmem...Cumhuriyet dergide Duygu Asena okudum...

B.Kaplumbağa           :Ulan bi daha eve gaste alanı...

A.Kaplumbağa           :(Saymaya devam eder)Çantamı taktım koluumaa...Düştüm mercan   yoluna...Ben  yunusu beklerken Caws girdi kolumaaa....Ay  anneciğiiim...

B.Kaplumbağa            : Bak tekerleme bile razı gelmedi...Hem senin bu hipersüper tezin var ya...Bi defa doğaya aykırı...Hatta Darvin’e ve Jak Gusto’ya da...Hatta ve      hatta...Kaya Çilingiroğlu’na da  aykırı...

A.Kaplumbağa           :Öbürlerini bildik de Bu Kaya  da kimmiş?

B.Kaplumbağa           :Tanımazsın...O da karanın boşta gezeni... Kadın kadın...Bilime aykırı                                          

A.Kaplumbağa           :Bilime aykırıymış...Bilim hep şaşırtıcı sonuçlar verir zaten...Hala anlamamışımdır.Tarlada ,mutfakta, şurda ,burda köle gibi                                     çalışan,çocuk doğuran biz olduğumuz halde ,niçin siz erkekler   kadınlardan daha az yaşarsınız bilemiyorum...Üstelik de ekmeğinizin    elden suyunuzun da zaten gölden olduğu halde,...Anlayan varsa beri                            gelsin...Anladın mı Ey engin denizlerin Kaya Çilingir’i!...(Saymaya  devam eder) Oooo...İğne battı canımı yaktı

B.Kaplumbağa            :Bu Duygu Asena da çok olmaya başladı ha...Bela mıdır nedir?Yahu bir pazarım var şunun şurasında...Hem ben...Şey yapacam... Şeyy...Hah,balık tutacam ve stress atacam...Bu stress denilen şey

                                   çift se’yle yazılıyo ha...Deniz (S’yi vurgulu söyler)stresimi alıyo benim...

A.Kaplumbağa           :İnsanlığın alemi yok...Sen zaten denizde yaşıyorsun...Hem ne olabilir ki seni streslendirecek? Sen ya ortaya okey atarken streslenirsin ya da tam çifte giderken biri okey yaptı mı...Papazları kaçırırsın o zaman... (Saymaya devam eder) Tombul kuş, arabaya koş...

B.Kaplumbağa           :Yav senin beni rezil etmeye niyetin var herhalde...Mercan  Kıraathanesinde arkadaşların yüzüne nasıl bakarım sonra...Ne                       düşünürler benim hakkımda

A.Kaplumbağa           :İşte...Zurnanın zırt dediği yere de geldik sayın yolcular...Burda bi mola...Evet,erkekliğin kurumsal abidesi:Kıraathane...Hiç umurumda değil beyefendi, senin kıraathanendeki bir sürü kıraat özürlü  düşüncesizlerin düşüncesi...Hem tek satır okumayan adamların  toplandığı bu yere niye ‘okuma evi’ anlamına gelen kıraathane   derler,ben bunu da anlamış değilim...

B.Kaplumbağa            :Sen hiçbir şeyi anlamadığın gibi beni de anlamıyorsun işte...Hem söyle bakalım güzel anneee...Bu güzel pazar günümüzde,kahvaltımızı hazırladık mı? Sahanda yumurtamızı pişirdik mi? Çeşit çeşit otlardan toplayıp,soframıza koyduk mu? Hı? Hazır mıyız yani güzel bir kahvaltıya?

A.Kaplumbağa           :Allah Allah ya...Nedense hep benim yaptığım işlere, “biz” diliyle ortak olunuyor da,niye senin yaptığın üç kuruşluk işler “Beeeen” diye bir övünç payı oluyor ki?(Kocasını taklit eder) Gazetedeki çetrefil bulmacayı çözdüüm...Yattığım yerden ne biçim kanal buldum be...  (Saymaya devam eder)Ya şundadır ya bunda...Helvacının kızında...    (Sayışmada anne kaplumbağa çıkar)Ben çıktım iyi mi? Şansa   bak be!...Hay Allah...

B.Kaplumbağa           :Hay Allah yaa!Şimdi yukardan ilahi bir ses...Senin bu Hay Allah’a,Hay  kulum...Hav ar yu...dese..Kusura bakma sopam yok...Böyle idare et                                            kulum!diye de eklese ne güzel olurr değil mi? Oh çok şükür be...Bu                                        defa da direkten döndük ...

A.Kaplumbağa           :Ah! Ah!...Kadının adı yok...Aslında aşk da yok...Ve kahramanların                                               hepsi de erkek...

B.Kaplumbağa           :Sen git yumurtaları bırak kumsala...Ben sana Duygu Asena’nın bütün                                         kitaplarını alırım...Bi Cumhuriyet dergidekilerle olur mu...Anne                                                      Kaplumbağa? Haaa...Sakın yolda tanımadıklarınla konuşma olur mu?

A.Kaplumbağa           :Olur...Tanışır öyle konuşurum...

B.Kaplumbağa           :Sakın terli terli su içme e mi?...Karşıdan karşıya geçerken de dikkatli                                          ol...Açıkta satılan yiyeceklerden alma...Dönüşte de kapıyı                                                             çalma...Anahtarınla aç...Zira uykuda olabilirim...

A.Kaplumbağa           :Bişey yapmıyorsun bari eve bi elektrik süpürgesi tut be adam!

B.Kaplumbağa           :Yavaş söyle şunu...Duyan da gerçekten evi süpürdüğümü falan   sanacak...

A.Kaplumbağa            :Oh olsun işte!(Etrafına bakarak daha yüksek sesle)Canım kocacım! Camları ne güzel pırıl pırıl ettin...Sakın bulaşıkları yıkamaya kalkma yine tamam mı?(Bir yandan da oh olsun işareti yapar)Bi toz al yeter!

B.Kaplumbağa           :Şişşşt!Pişşşşt! Güle güle...Güle güle...(Anne kaplumbağa çıkar) İğne  battı canımı yaktı tombul kuş...Arabaya koş...O mini mini karamela                                              sepeti...

(IŞIK SÖNER)                      

 

(Sahnenin bir başka köşesi aydınlanır ve içeriye anne kaplumbağa girer...Bir yandan da şarkı söyler)

 

A.Kaplumbağa           :Akdeeeeeniiiizzz akşamlaaaarııııı...Bir başkaaaaa oooluyoooor....Hele bir deeeee... Yumurtaları ben bırakacaksam.

Mobidick                     :(Sahneye girer) Merhaba kaplumbağa kardeş...Günaydın!

A.Kaplumbağa           :Günaydın bayan Mobidick... Hayrola  sabah sabah...Nereden böyle?

Mobidick                     :Fitnesten geliyorum...Dönüşte de biraz yürüyorum...Spor yapınca daha kolay oluyormuş...Bebek bekliyorum da?

A.Kaplumbağa           :Nasıl yani? Bebeğiniz bir yere mi gitmişti ki?

Mobidick                     :Ayyy  hayır...Siz beni yanlış anladınız...Doğum olayı yani bizimkisi!

A:Kaplumbağa            :Ah tabi ya! Siz bir deniz memelisisiniz...Bizim gibi ,Allahın bir kumsalına yumurta bırakıp ondan sonra, yavrularım acaba denize ulaşıp bizi bulacaklar mı diye endişelenmiyorsunuz. Yani asıl bebeği biz bekliyoruz...

Mobidick                     :Doğru söylüyorsunuz valla! Bay kaplumbağa nasıl?

A.Kaplumbağa           :İyi iyi...Ona göre ne var?Ha bay Abidick nasıl bayan mobidick?

Mobidick                     :Abidick de iyi...Evde Gubidick’e bakıyor...

A.Kaplumbağa           :Ah ah...Evde bana yardımcı olan bir koca,benim için sadece bir                                                  fantazi...Hatta ütopya  bile diyebiliriz...Eeee...Doğumu nasıl yapmayı                                            düşünüyorsunuz...Normal mi,sezaryen mi?Bayan yunus sezaryen                                               olmuş çok rahat olmuş...Herkese öneriyor...Malum o da sizden...

Mobidick                     :Ay kuaföre saç modeli mi sipariş ediyoruz ayol? Doktor nasıl uygun görürse öyle olur herhalde...Ne biliyim...Zaten aklımın bi köşesinde  hep bunu  düşünüp duruyorum...Kalbim küt küt atıyor...Oysa sizin ki ne kolay...Çık kumsala,bırak yumurtayı...Oysa biz,yok onu ye bunu yeme...Fazla kilo alma...Valla yanımdan geçen iki orkinosa öyle ağzım sulanarak,sadece baktım...Yok yok vallahi sizinki daha iyi....

A.Kaplumbağa           :Valla Mobidick hanım,siz öyle sanın...Mesele öyle oradan göründüğü                                          gibi değil...Tamam yumurtayı bırak dön...Yavrularım gelecek mi diye                                           endişelen...Bu ayrı...Ama ben “Seni dokuz ay karnımda                                                                taşıdım”diyemeyeceğim... Zira taşımadım...”Saçımı süpürge                                                         ettim” diyemeyeceğim...Zira bizde saç da yok...

Mobidick                     :Siz de “Yemedim yedirdim”le idare edin canım...”Giymedim giydirdim”i ben de söyleyemeyeceğim...Zira hayvan alemi olarak hiçbirimizin böyle bir fashion sorunu yok...Tabi insanların giydirmenin dışında.Neyse ben sizi fazla tutmayayım...Abidick’le Gubidick acıkmışlardır...Daha giderken tontonlarıma iki tane ton balığı götüreceğim...Haydi baaaay!

A.Kaplumbağa           :Güle güle...Akdeeeeeeniiiizzz akşamlaaaaarııııı biiiir başkaaaa                                                     oluuuuuyoooor....Hele bir deeeeeee (Sahneden çıkar)

 

(IŞIK SÖNER)

(Sahnenin bir başka yerinde yüksekçe bir yerde bir martı,aşağıda da bir yengeç vardır.)

 

Martı                           :Ada sahilleeeeriiindeee beekliiiyooooruuuum gaaaakkk...Her                                                       zamaaaaann yolllarııınıııı gözlüüüüyooorummm....Gaaaak gaaaak                                                gaaak guburdaak guburdaaaak...

Yengeç                       :Yeter be yeter...Ne bu gürültü tepemde gak gak...Biz de ada sahillerinde bekliyoruz ama, senin gibi bet bir sesle gaklamıyoz....Bütün gece tepemde martı çığlığı...Yöneticimiz uyuyor muuuu?

Martı                           :Evet uyuyor...Zira malum mevsim kış...Bazılarının uyku zamanı...Ve de uyanmaları mutlaka bir başka bahara kalmıştır...Kimi pe te te, yani aç parantez pijama terlik tivi...Kimi de ye i ye...Yani ye iç yat...Dünya yanmış umurlarında mı?

Yengeç                       :Ne kadar sosyal düşünüyorsun...Azıcık da kendin sosyal olsan ya

Martı                           :Evim değil mi?İstediğim gibi davranırım evimde Yengeç hanım...Sen                                          benim özgürlüğüme karışamazsın...

Yengeç                       :Ne yani,senin özgürlüğünün başladığı yerde bizimkinin bitmesi mi                                                gerekiyor?Apartman hayatı diye bir şey var değil mi? Aaaaa! İnsanlığın                                       alemi yok valla...

Martı                           :Aaaaaa...Açtırma benim ağzımı...Sensin insan ! Ayrıca yengeç hanım                                        biz senin  taaa bilmem nerdeki yengeç yengelerinle yüksek volümlü                                            telefon konuşmalarına bir şey diyor muyuz?Unutma,okyanus ötesinde                                        öğlenken ,biz burada en mışıl uykularda oluyoruz...

Yengeç                       :Ayda bir  edilen telefonun ne zararı var ki sana?

Martı                           :Ama sen ayda bir değil, aydan telefon ediyorsun sanki... Car car car                                          kavga eder gibi bağırarak konuşuyorsun...Çık balkona aynı şekil bağır,                                        daha kolay iletişirsin...Hiç olmazsa arada telefonu üzmemiş olursun...

Yengeç                       :Ay bu tartışma uzayacak...Yine geçen yılki gibi sen perde ayaklarını,                                          ben de kıstırgaçlarımı yalayacağım...Unuttun galiba...Bu gece yavru                                            kaplumbağaların yumurtalarından çıkma zamanı...Baksana ay yok...

Martı                           :Seninle tek ve pek buluştuğumuz nokta da bu zaten...Komşuluk                                                  ilişkilerimizde pek bi buluştuğumuz söyenemese de...

Yengeç                       :Yılda bir kaplumbağa ziyafeti olmasa valla taşınacam buralardan...                                             Malum ,kötü komşu...Hayvanı ev sahibi yaparmış...Neyseki bu gece                                           herşey bizim lehimize gelişiyor...

Martı                           :Haklısın...

Yengeç                       :Hayret,bana hak verdi...

Martı                           :Ucunda kaplumbağa ziyafeti olunca değil sana,Adolf Hitler’e bile hak                                          veririm ben...Ne diyordum,hah!Bu gece herşey bizden yana...Bak                                               çevrede ne ateş yakan bir kameraman var ne de vur patlasın çal                                                        oynasın gezinti tekneleri...

Yengeç                       :Bu çevrede otel motel de yok...Bu kaplumbağalar da zaten ıssız  ve                                            insansız yerlere bırakırlarmış yumurtalarını...

Martı                           :Bizi hiç hesaplamıyorlar ama...Gerçi dün üç beş insanoğlu yumurtaların etrafında turalamıştı ya...

Yengeç                       :Onlar garanti ya belgeselci ya da bilimadamıdır...Eğer ikinci şıksa aman Allah ellerine düşürmesin...Yandığımızın resmidir o zaman...

Martı                           :Niye ki?

Yengeç                       :O zaman kaderin bir fareninkine benzeyebilir?

Martı                           :Nasıl yani?Daha geçen gün gördüm fareleri... “Şimdi okullu olduk... Sınıfları doldurduk...” diye lay lay lom şarkı söyleyip koşturuyorlardı. Hiç de kadersiz gibi durmuyorlardı...

Yengeç                       :Bakma onların laylaylomuna ...Sen farelerin hangi ve nasıl bir okula                                            gittiklerini biliyor musun?

Martı                           :Bilmiyorum...Söylemediler...Sanki yiyecek mişim gibi kaçtılar benden...                                     Kedi miyim ayol ben aaa!...

Yengeç                       :Laborant okulununa gidiyorlar fareler...Laborant okulu

Martı                           :Ne güzel eğitim cahiliyeti alır...

Yengeç                       :Sen öyle san...Laborant okulu diye tıkıyorlar hayvancağızları bir laboratuarda bir labirente...Uğraşıp dursunlar peynire ulaşmak için...Yok sağ beyin mi baskın,yoksa sol beyin mi? Bilimsel araştırma adına

Martı                           :Senin için laboratuarda herhangi bir sorun yok o zaman...Sağ sol                                                fark etmez  zira sende beyin yok...

Yengeç                       :Senin için fark eder ama...O fen bilgisi kitaplarındaki kafası normal ve                                        fakat sindirim sisteminin kesiti görünen o kuş ben değilim herhalde...O                                         gördüğün kesit bir laboratuar kesimi,islami usüllere göre...

Martı                           :Hiç de bile...Benim gibi edebiyata ve sanata  konu olmuş asil ve                                                  romantik bir martıya kimse bişey yapmaz.

Yengeç                       :Tabi bilimsel bir çalışma  yerine,bir tavukçu vitrininde boy göstermek de var kaderinde. Şöyle tüyleri yolunmuş bir şekilde...Hayır,edebi çıplaklığına mı yanarsın,yoksa (Alay edercesine) asil ve romantik bir martının müşteriye tavuk diye yutturulduğuna mı?Hangi sanatçının midesinden ilham verirsin bilemem artık...

Martı                           :Aman be,bir bilim adamı,bir laboratuvar lafından yine nerelere geldik... Uğraşmayalım birbirimizle...Bir sürelik de olsa...Ne diyordum?Hah ! Dün bir kaç ademoğlu yumurtaların etrafında turalıyordu...Ayrıca hiç de bilim adamına benzemiyorlardı...İçlerinden kara bıyıklı olanı “Ulan şunnarnan ne güzel sahanda yımırta olur ha...Şöyle mis kibin...Basacan ekmeği... Basacan ekmeği” diyordu...Allahtan yanındaki biraz akıllı görünüyordu da alıp götürdü bıyıklıyı...

Yengeç                       :Bi dakka,bi dakka...Bir ki üç tıp...Sus bi...Baksana Yumurtaların orada bir hareketlilik mi var ne?

Martı                           :Evet evet...Gözünaydın yengeç...Karettalar yumurtadan çıkıyorlar... Açın kumsalın önünü ...Durduramazsınız...Yavru kaplumbağalar geliyor...

Yengeç                                   :Şşşşşttt! Biraz sessiz olalım lütfen...

 

(IŞIK SÖNER)

 

1.yavru kaplumbağa  :(Yumurtadan çıkarlar ve bir süre yavaş yavaş yürürler)Yav                                                   mecburlardı sanki bizi Allahın terkettiği bir kumsala bırakmaya...

2.yavru kaplumbağa  :He ya! Zaten zar zor yürüyen yaratıklarız...Trafik de bile                                                              adımızla  bu yüzden dalga geçerler...(trafiktekileri taklit ederek)                                                    “Hüüp!Yürüsene tosbağa” E  malum bi de yeni doğduk...Kumsalda                                              yürümek de..Eee yaaani...

1.yavru kaplumbağa  :Ninja törtıls sanıyorlar bizi herhal...

2.yavru kaplumbağa  :Hiç spor salonunda oynanan voleybolla,plaj voleybolu bir olur mu?                                              Bırak yumurtaları şöyle düz ayak bir yere de denize kadar haybeye                                             kemıl tropi yapmayalım biz de değil mi?....

1.yavru kaplumbağa  :Ne vardı sanki bizi de leylekler dünyaya getirseydi ya...Valla kendimi                                          cami avlusuna bırakılmış gibi hissediyorum...

2.yavru kaplumbağa  :Bari bizi iyiliksever zengin Nubar Terziyan bulsa da,komformist bir hayat sürsek...Senin adın Yumurcak, benimki de Afacan...

1.yavru kaplumbağa  :Ya da babacan komiser Hulusi Kentmen bulsa...Götürse bizi karakola,                                       Polis amcalar da bize çay ve simit ikram etse...Sokakta bulunan                                                   değişmez menüsü...Senin adın Kader,benimki de Garip...

2.yavru kaplumbağa  :Of be ne zor şey şu kumsalda yürümek...Sanki bir Petek Dinçöz klibi                                         çekiyoruz...Sende kaldı bende kaldııı dündee kaldııı o günleeeer...Çık                                           gel yolu biliyorsun...

1.yavru kaplumbağa  :Valla sen kimin gelmesini istiyorsun bilemem; ama şu gelenler, bir klibin değil de,bir avantür maceranın kötü adamları gibi üstümüze üstümüze geliyorlar...

(Karışık hayvan sesleri ve ışık oyunları sonunda IŞIK SÖNER)

ŞARKI

Sevgi saygıydı onun temeli

Pembe pancurlu penceresi

Bahçesinde boy boy çocuk sesi

Ama aile olamadılar ki

 

Aman aman aman Kaplumbağalar

Birlikte değiller hiçbir pazar

 

Otoların motoların gürültüsü

Beş yıldızlı gezi teknesi

Martı çığlığı,yengeç sürüsü

Hani nerde doğa dengesi

 

Aman aman aman Kaplumbağalar

Birlikte değiller hiçbir Pazar

 

TABLO 3

 

(BİR REKLAM)

 

Eşek               :Amma bekledim haaaiiiiii....Kaç saat oldu çıkmadı(anırırcasına)halaaaaiiii...

Zebra              :(İçeriden)Uf...Puf...Olmuyooo işte...Olmuyoooo,olmuyooo olmuyoo...

Eşek               :Haydi Zebra kardeş yaaaaiiii....Baloya gitmiyoruz yaaaaiiii....Alt tarafı Mısır                                 Çarşısı’na gidip bir miktar koçan moçan alacağız ...Değil mi yaaaaiiiiii?

Zebra              :(Çıkar) Senin için hava hoş tabi...Boz eşek de olursun kara kaçan da...Ya                                  ben,sonsuza dek mahkumum bu çizgilere...Allah kahretsin!

Eşek               :Amma kompleks yaptın haaaaiiii  zebra kardeş bu çizgilerini...Seni zebra                                   yapan ve diğer toynaklılardan ayıran da bu...Senin olayın bu...

Zebra              :E n’apiyiim eşek kardeş yaaa...Bu enine çizgiler beni şişman gösteriyooo... Ne                          vardı sanki...Dikine olaydı ya?

Eşek               :Sen de al o zaman bunu yee...(Cebinden bir karpuz kabuğu çıkarır)

Zebra              :(Sevinçle) Eeee ne bu ne bu?

Ses                 :Diyet form layt karpuz kabuğu...Sizi asansörden inmek ve soyunma                               kabinlerinde mahsur kalmak zorunda bırakmaz...Diyet form layt karpuz                                   kabuğu; tüm çift toynaklılara...Bizim ülkerden...

(IŞIK SÖNER VE FİLM OFİSİ AYDINLANIR)

           

                                                           TABLO 4

                                                        (SAFARİ FİLM 2)

 

Aslan               :Yahu bu belgeselden başka herşeye benziyor yaaa...Kardeşim hani bilgi,                                   nerde belge...Bi sel bile yok yaa...Belgesel mi yaptın sirk dünyasını mı çektin?

Sarpa              :Sen onu bunu bırak patron...Araya çektiğim reklam nasıl? Bak ekstradan ne                  biçim para kazanacaksın sayemde...Hayvani bir belgeselde hayvani bir                                 reklam...Nasıl?

Aslan                          :Senaryo pek uygunmuş ;sen de oynasaydın ya...İyi giderdin ortama...Yahu be   adam, millete karpuz kabuğu mu pazarlayacağız...Eğer elime geçerse o layt      karpuz kabuklarınla,ne biçim form tutturacam sana...Sen de,benim sayemde bi deri bi göbek kalacaksın...

Sarpa              :Peki,peki bi de şunu izle...Tüm sözlerini geri alacaksın...Bak açılışı da                                         bendeniz  yapıyor...

                                                           (IŞIK SÖNER)

 

 

TABLO 5

(KAPLANLAR)

 

(Karanlıkta fonda yine vahşi doğayı çağrıştıran bir müzik ve kaplan görüntüleri vardır.Sarpa lokal ışıkta romantik şiirini okur)

 

Sarpa              :Benim minik ve güzel

                         Benekli bir kedim var

                         Ne güzel tüyleri var

                         Parlak mı parlak

                         Hele tırnakları,hele tırnakları

                         Keskin mi keskin...

                         Ben onu okşar severim

                         O bana der

                         Mıırrrr mııırrrr

                         Hırrrrr hırrrr

                         Hırrrrr hırrr

                         O beni çizer tırmalar,tırmalar,tırmalar

                         Bazen de par...parçalar....Parçalar...

 

Bir ses             :Kaç salak kaç...O kedi değil kaplan (Fondan yüksek volümlü kaplan sesi)

 

(Sahnenin bir başka köşesi aydınlanır iki yavru kaplan birbirlerini düşürerek oynamaktadır.)

 

1.yavru kaplan:Sen ne biçim kaplansın be?

2.yavru kaplan:Ne var? Beğenemedin mi kardişim?

1.yav.kap        :Neni beğenecem ki kardişim? Türüne bir ihanet içindesin...

2.yav.kap        :N’aptım  ?Üç beş kripto mu sızdırdım karşı tür adına...Yoksa birtakım genetik                 sırrı neyşınıl cografiye mi sattım? Kardişim..

1.yav.kap        :Aslan cimbom lafı sana neyi hatırlatıyor benim kaplan kardişim...

2.yav.kap        :Yahu! Aslan cimbomun maçını bir kaplan olarak izlemenin nesi türümüze           ihanet anlamadım?Hem oğlum, Avrupa maçları ,milli maç sayılır ve burda takım ayrımı yapılmaz...Ayrıca olayımız bir meşin yuvarlağın ardından koşan yirmiiki adamın olayı o kadar...Böyle bir nedenle Amerika bile savaş ilan etmez...Zira onların futbolu ayakla oynanmıyor....Fakat  elle oynadıkları oyunun adı niye foot?O bilinmiyor?

1.yav.kap        :Hııı? Af buyur?

2.yav kap        :Ayrıca döner bıçağı,balta ve bıçaklarla  savaşa gider gibi stadlara gitmek                        anlamsızdan öte anlamsız bir şey...Hem de spor adına...Beri girişlerde üst                     aramasını polisler değil de Birleşmiş Milletler silah denitçileri yapsın

1.yav.kap        :( Kısa bir susku) Şeeey...Olsun yine kaplanlara ihanet sayılır senin ki...

2.yav.kap        :Allahaşkına kaplanlı bir takım var da biz mi tutmuyoruz ya?

1.yav.kap        :Gerçi o da doğru ya...Sarı kanarya...Kara kartal...İstanbul boğaları...Falan                                  filan...Ama kaplan?

2.yav.kap        :Ayrıca,  yirmi iki adam bi top peşinde koşarken ,yirmimikibin adamın                  trübünlerde bizcileyin tel örgüler ardında kafeslenmesi...Kimin daha yırtıcı, daha parçalayıcı olduğunu gündeme getiriyor...

1.yav.kap        :E tabii, o döner bıçağı,balta ve bıçaklar,bizim pençelerimizden daha az tehlikeli değil yani...

2.yav.kap        :Oysa olay tamamen seyirlik bir şenlik...Tabii şenlenmesini bilene... (Seyirciye) Değil mi?

1.yav.kap        :Ama bütün bunlar senin okulu kırarak ormanın derinliklerindeki internet                           kafelere gitmeni...Hele hele sigara içmeni hiç affettirmez...Hele bunu bir de                       anan  duyacak olursa seni Kofi  Annan da kurtaramaz...

2.yav.kap        :Saçmalama oğlum ya...Nereden çıktı şimdi bu?

1.yav.kap        :Ben çıkarmadım valla...İnternette çetleştiğin kargalar söyledi...

2.yav.kap        :Vay adi kargalar vay...Ağızlarında sedece peynir değil...Baklalar da durmuyor                bunların...Suç onlarla çetleşende...Çet arkadaşı değil çete bunlar çete...               (1.Yav.Kap’ı göstererek)Kardeş tercihi de yapamayacağıma göre...Eeee?

1.yav.kap        :Ne eeeesi?

2.yav kap        :Benim tanıdığım sen bu İnternet muhabbetini boşuna açmazsın?Eeee,ne                        istiyorsun bu defa? Para deme zira ben de yolsuzum...

1.yav.kap        :Valla tercih senin?

2.yav kap        :Neyi tercih edecem ben yaa,daha seçenek bile sunmadın?

1.yav.kap        :Hayır sence şantajı mı öne alayım yoksa ispiyonu mu?Ben bi türlü karar                         veremedim de...

2.yav.kap        :Yahu kendine model alacak başka bir adam bulamadın mı?...Valla Önder                      Somer ve Nuri Alço’dan boşalan yere çok iyi bir kötü adam olursun                           Yeşilçam’da...

1.Yav.kap       :Büyütme canım bu kadar...Önemli bi şey değil? Dönem ödevimi yapıver yeter...

2.yav kap        :Oh oh iyi...Ben de şey zannettim...(Birden kendine gelir) Neeee...Dönem ödevi mi?

1.yav.kap        :Fenden fenden...

2.yav kap        :Hem de ilmen ve fennen ha?

1.yav kap        :Evet...Konum da insanlarda dolaşım sistemi...Ne işimize yarayacaksa onların                            dolaşım sistemi?

2.yav kap        :Spor olsun diye etrafımızda dolaşmasınlar yeter... Avcılığın nesi sporsa ?

1.yav.kap        :Atlı spor gibi değil mi? Koşan at,spor yapan üstündeki... Eee,tercihini                              söylemedin? Ödev or nat ödev...

2.yav kap        :Hay bin kunduz aşkına,kahretsin yaa...Tamam, peki,insanlarda dolaşım                         sistemiydi değil mi? Eeee,ne yaptın şimdiye kadar ödevle ilgili?

1.yav kap        :Geçenlerde kağıdı kalemi koydum önüme...Bi an bi çalışma hevesi gelmişti...

2.yav kap        :Eeeeeee?

1.yav kap        :Biraz bekledim geçti hevesim?

2.yav.kap        :Yani?

1.yav.kap        :Yanisi şu? Ödevle ilgili hiçbir şey yapmadım?Bi de nasıl olsa sen bi açık             verirsin diye düşündüm...

2.yav.kap        :Yahu oğlum saçmalama yaaa...Ödevlerin teslimine şurda üç gün kalmış...Sen                           sıfır kilometre el değmemiş bir ödevden bahsediyorsun...

1.yav kap        :Evet...Sahibinden ve tertemiz...

2.yav kap        :Yaa,ben daha kendi dönem ödevimi bitiremedim...Matematikçi Pisagor Puma               bey parçalar beni valla...

1.yav.kap        :Fenci Madam Küri Jaguar beni n’apar peki?

2.yav kap        :Valla biraz düşünmem lazım bu ödev konusunu?

1.yav.kap        :Yapmıyor musun biiiiiiiir....

2.yav.kap        :Yaaaaa....

1.yav kap        :İkiiiiiii....

2.yav kap        :Alah Allah....

1.yav.kap        :İki buçuuuuuuuukk...

Anne kaplan   :(Girer) Ne var,ne oluyor?Gürültünüz ta içerden geliyor...Bi iş yaptırmadınız                                bana...Yine ne var?

1.yav.kap        :İki yetmişbeeeeeeeşşşşş....

Anne kaplan   :Sen yine saydığına göre,vereceğin önemli bir haber var galiba? Bunu bana                    anlatmak ister misin?

1.yav.kap        :İki doksaaanbeeeeeşşş

2.yav.kap        :Valla yalan anne yaaaa...Tamamen medyanın uydurması?

Anne kaplan   : Yalan olan ne? Medya neyi uydurmuş? Ne saçmalıyosun?(1.Kaplana) Hadi                            bütün bunları             paylaş benimle...

1.yav.kap        :Anneeee...Bu oğlun var ya...Ormanın derinliğindeki....İki doksanseeekiiizz

2.yav kap        :Şimdi bi çakacam iki seksen bi doksan sekiz...Anne yaa...Bi defacık...O da                   meraktan vallahi...İnternet kafeye takıldım...

1.yav kap        :Hem de okuldan kaçarak...Ve de sigara içerek

Anne kaplan   :Aman Allahım,aman Allahım...Oğlum,benim oğlum okuldan kaçıyor ve sigara                içiyor...(1.ye bakarak) Öbürü de ispiyoncu...Allahım biz nerde yanlış                             yaptık.Dönüt ver lütfen!

2.yav kap        :N’oldu? Rahatladın mı?Ben sana sonra sorarım...Yap artık kendi ödevini                                    kendin

Anne Keplan   :Sakin olmalıyım,sakin olmalıyım...Önce şu sigara meselesini halletmeliyim...Ne yazıyordu kitapta hatırla! Hah! önce bi göz  kontağı kurmalıyım...Tabi göz kontağı kurmak için  önce onun göz hizasına inmeliyim...Gerekirse bu sigara içme problemini sol beyne hapsedip orada balon yapıp şişirmeliyim...Ve sonra ‘pat’ patlatmalıyım...(2’ye) Gel buraya çabuk! Geç karşıma...Gözüme bak...(Anne göz hizasına indikçe 2.yav kap daha aşağıya eğilir,gittikçe yerde             yuvarlanacaklardır)Oğlum dur bi şöyle.. Aaaaaa!...Hah!Şimdi  şöye temiz bir akciğer düşün...Düşün düşün...Pırıl pırıl bir akciğer...Şimdi de sigarayı sol beyne gönder...Gönder gönder...Şimdi onu     balon yapacağız ve balonu patlatacağız ve beyni temiz bir akciğerle kaplayacağız...Hadi şişir ve patlat....Patlat patlat...                         

2.yav.kap        :Anne bırak yaaa...Bıktım senin şu feci nörotik enelpilerinden...Göz göze eziyet valla...Yok sol beyne hapset,yok balon yap patlat...Patlat iki tane sen de kurtul biz de kurtulalım...

Anne Kaplan   :Bunun beni ne kadar üzdüğünü biliyor musunuz? Hem bunca işimin arasında                 beni nelerle uğraştırıyorsunuz...Akşama misafirimiz gelecek...Neyse bunu                   erteleyelim şimdilik...Babanız gelsin bu işi onunla paylaşalım...

1.yav kap        :Babam da feci patlatır ha!

Anne Kaplan   :Haydi toparlayın şu ortalığı...Kaç yıl aradan sonra bize misafir olacak babanızın halasının torunu...

1.yav.kap        :Nereden geliyor anne bu kuzen...?

Anne Kaplan   :Yıllar önce gurbete çıkmıştı bu kuzen...En son geçen yıl haber aldık...                                         İnsanlarla birlikte yaşıyorlarmış...

2.yav.kap        :Ne besilidir şimdi o...Boy pos...

1.yav.kap        :İnsanların dolaşım sistemlerini de biliyordur bu kuzen...Şansa bak be!Gene                    dört ayağımın üzerine düşeceğim...(Ellerini gösterir)E bunlar da ayak                           olduğuna göre...Heh heh heee

Anne Kaplan   :Babanız da gecikti iyice...Bi avlanıp geliyorum demişti...Kaç saat oldu Yok                                 ortalarda...Misafir de gelecek...Ne koyacam şimdi önüne ben...

1.yav kap        :Belki de misafirimiz şöyle mis gibi lop lop et getirecekitir?Şehirde market                        raflarında öyle satılırmış bu etler... O zaman babamın getireceklerine gerek              kalmaz...

Anne Kaplan   :Olur mu öyle şey...Önce bizim ona ikram etmemiz gerekiyor...Hem onun           getireceği et hormonludur...Bööğğğ...Neyseki pişirme gibi bir sorunumuz yok...

Baba Kaplan   :(Yorgun argın girer) Of be,bittim valla...

1. ve 2.kaplan :Hoş geldin baba...

Anne Kaplan   :Hoş geldin bey! Geciktin iyice merak ettim...

Baba Kaplan   :Yok yok...İş kalmadı valla buralarda...İyice akıllandı hayvanat...Yazlık sivri          sinekleri gibi...Hani uykunda tepende vızıldar da,ışığı yaktın mı görebilene        aşkolsun ya...Aynen öyle valla...Karnımız tokken ortalıkta dolaşan hayvanlar,biz acıkınca bulabilene aşkolsun...Avlakta bir av bulamadım...Bula bula bir antilop bulabildim...İçeriye bıraktım...

1.yav.kap        :Anti...Lop...Yani lop olmayan...Hah hah hah!

2.yav.kap        :Bu espriye de ancak kendin gülersin...Rahat bırak şu kelimeleri...(Kapı çalınır)

Baba Kaplan   :Al işte kuzen de geldi...

Kedi                :(Girer) Miyaaaav...

Hepsi              :Anaaaaa...

2.yav.kap        :Bu resmen bir mırnav kedi yaav...

Baba Kaplan   :Hişşşt! Oğlum! Hoş geldin kuzen...

Kedi                :Miyaaaav...Hoş bulduk...

Baba               :Gurbet sana pek yaramamış ha kuzen...İyice çekmişsin valla...

Kedi                :Sooormiaaaa kuzen...Gurbet o kadar acı ki...Ne varsa içimde...Her şey bana                yabancı miiiiyaaani n’oluyor...Her şey başka biçimde... Çok örseleniyorsun                       çok...

1.yav kap        :Bu  Sezen Cumhur Önal kılıklı çekmiş çiroz hediye mediye getirmemiştir ha...

2.yav kap        :(S C ֒yü taklitle)Sonbahar yaprakları serin rüzgarların önünde bir bir                             savrulurken...Geçmiş yaza özlem duyan sevgililer,kadife yumuşaklığındaki                     avuçlarını yalarlar... Aynı bizim gibi...

Anne Kaplan   :Çocuklaaar!

Baba Kaplan   :(Kediye) Tabii yaa...Şehir hayatı...Yiyecek bulmak zor. Ekmek aslanın ağzında.

Kedi                :Tam tersi...Yediğin önünde,yemediğin arkanda ve lakin kuyruk sallamak zor                             bütün gün...

Baba Kaplan   :Nesi zor bunun kardeşim...Aha şöyle,bi sağa bi sola...Bi sağa bi sola                               sallayacan...

Kedi                :Bu kuyruk sallamak başka bir şey...Miiiyaaaani n’oluyor? Yalakalık oluyor...                               Sahibin ne isterse onu yapmak olayı miiiyaaaanii...O zaman yemek var...

Baba kaplan   :Doyunca da bütün gün kuyruk sallamak zor  be kuzen?

Kedi                :Öyle deme...Doysan bile daha sonraki günlerde doyabilmek için yatırım             yapıyorsun...İnsanlardan öğrendim bunu...

Baba Kaplan   :Çok enteresan...Nasıl miiiyaaaaani?

Kedi                :Nasıl miiiyaaaaaniii...Şöyle ki,İnsanlar doyduktan sonra da öldürmeye devam                            ediyorlar miiiyaaaaaaniii...Bizlerden farkı bu...

Anne Kaplan   :Enteresaaan...enteresan...Her şey bizim sandığımız gibi değil yaaanii?

Kedi                :Bir de orda Panter belası var başımızda...Önüne geleni tırmalayıp parçalıyor                   valla...

Baba Kaplan   :Allah Allah...Ne zaman gitti ki bizim Panter oraya...Daha iki gün önce avda                                beraberdik...İlginç...

Kedi                :Yok yok...Bu panter başka panter...Miyaaaaaaniiii Panter Emel bu? Sözüm                   ona bizi koruyor insanlardan...

Anne Kaplan   :Nasıl yani kuzen?

Kedi                :Geçen gün adamın biri şak diye bir sinek öldürdü...Bu panter Emel,adama                     “Adam,adam! Öldüreceksin bari iğneyle uyuştursana,ne diye canını                                 yakıyorsun.”  diye bi saldırdı ;parçalayacaktı  valla adamı...

Baba Kaplan   :Ne var bunda? Ne güzel sizi savunuyormuş kadıncağız...

Kedi                :İyi de,bu kadıncağız ne zaman hayvan haklarını savunmaya kalksa insan                                   haklarını ihlal ediyor,tabi ona kızan insanlar da hınçlarını bizden çıkarıyor...

Baba Kaplan   :Vay benim kardeşim vay...Ne dertliymişsin be...Güçlü bir Bengal kaplanı                       gittin,valla yımışak bi Van kedisi olarak geri döndüm...

Kedi                :Buna biraz tensel uyum desek...

1.yav.kap        :Valla buna tensel değil,dense dense La fontensel uyum denir.

Anne Kaplan   :Amma lafa daldık ha...Yemek yemeyi unuttuk...

Baba Kaplan   :Sahi ya...

Anne Kaplan   :Kuzenin şöyle güzel bir antilop yakalamış...Birlikte parçalayıp yiyelim...

Kedi                :Şeeeey...Miyaaaaaniii... Sizde pastörize süt bulunur mu? Ben artık et                                         yemiyorum da...

2.yav kap        :Anaaaa...Bu bi de vejeteryan olmuş(Kediyi taklitle) miyaaaaanii...

1.yav kap        :İster misin bu minnoş ,bizden oynamak için bi tane de yumak istesin...                            (Kedinin yumakla oynamasını taklitle)vah vah,tüh tüh,miyav miyav...

Anne               :Şşştt...Sorun çözümsüz değil kuzen...Şimdi şehir hayatını sol beyne hapset...

Baba Kaplan   :Rahat bırakın kuzenimi...Bunu sonra hallederiz...Açın şu televizyonu Vahşi                     Ceografi’de İnsanların Dünyası belgeseli var bari onu izleyelim...

(Beyaz perdede savaş,açlık,insanların insana ettiği ne kadar kötülük varsa izlenir)

 

2.yav kap        :Siz insanları,biz hayvanlardan ayıran en büyük özelliğiniz,kendinizi                                  içgüdülerinize bırakmamak ve onları denetim altında tutmaktır...Acaba bunu                   her defasında yeniden yeniden mi öğrenmeniz gerekiyor...Biz sadece bunu                 söylemeye çalıştık...

 

(IŞIK SÖNER)

 

 

TABLO 6

(EŞEK&FİL)

Fil                    :Hayrola eşek kardeş,böyle süklüm püklüm...Yoksa Karadeniz’e düşen karpuz                           kabukların mı battı?

Eşek               :Sorma fil kardeş ya...Acayip kafam bozuk...

Fil                    :Bir eşek kafa nasıl bozulabilir ki?

Eşek               :Tam üstüne bastın kaldır ayağını...

Fil                    :Anaaaa....Yine farkında olmadan birini mi ezdim yoksa...Ah eşek kafam ah!

Eşek               :Ya söyleme şöyle...Kafam buna bozuk işte...

Fil                    :Ne söyledim ki eşek kardeş yaaaa?

Eşek               :İşte benim  eşek kafam ,bu eşek kafam laflarına acayip bozuluyor işte...

Fil                    :Dur dur...Bilmece gibi oldu,bi şey anlamadım...

Eşek               :Şöyle ki,biraz önce sen de kocaman ve de hortumlu bir fil kafası taşımana                     rağmen,ufacık bir hatada ah benim eşek kafam demedin mi?

Fil                    :Dedim...Ama  anlamama durumum fena halde devam ediyor...

Eşek               :Sabret...Gerçi senin demene bozulmuyorum...Ama insanlar ,ama                                   insanlaaar,yaptıkları her hatada, “Ah eşek kafam ah!” veya “Eşekliğime                           doymayayım e mi?” gibi kendilerince özlü laflar söylüyorlar...Acayip                               sinirleniyorum buna... Hele bir de kızdılar mı birbirlerine biz eşeklerin soy                     kütüğünü haykırmaları ayrı bir etik sorun yaaaaniiii...Hayır sizin sorununuz...                   Bana ne, oğlumu ne ilgilendirir...

Fil                    :Haklısın galiba....

Eşek               :Galiba mı? Galiba mı? Bak fil kardeş,sorarım sana...Bugüne kadar hangi eşek,              ikiyüz elli promille trafiğe çıkıp ikiyüzelii kilometre hız yapmış ha...Hangi eşek, bir                arazi uğruna bir orman yakmış? Daha sayayım mı?

Fil                    :Aslında doğru yaaa...

Eşek               :Aslısı,kopyası yok fil kardeş! Duvarlara yazıyorlar,”Buraya çöp döken Eşektir”               diye...Allah aşkına kaç eşeği duvar diplerine çöp dökerken görmüşler ha?Ama                      bu gözler,kendisinden uzakta olsun da nerede olursa olsun diye,zehirli atık                       dolu varilleri, yoksul memleketlerin sahillerine atıverenleri çok gördü...

Fil                    :Çok doğru... Çoook doğru

Eşek                           :Dahası...Bana yar olmayan petrolü kimseye yar etmem diye tonlarca petrolü                 denize akıtan ve katrana bulanmış kuş ölülerine keyifle bakan zihniyet nasıl bir               kafa taşıyor acaba...

Fil                    :Çok doğru...Ayrıca sözüm ona savaş diye masum bebelerin tepelerine bomba               yağdıranları da unutmamak gerek...Hazır bunları anarken değil mi?

Eşek                           :Bir savaş uçağı parasıyla dört tane tam teşekküllü ve yüz yataklı hastane             yapılıyormuş...Bir Leopard tankla yedi tane modern donanımlı okul açılıyormuş... Bu listeyi uzatabilirim;ama inanmayan açıp bakar Ana Britanika’dan...

Fil                    :Ama eğitimsizlikten ve hastalıktan dolayı savaşlardan daha çok insan                                         ölüyor dünyada değil mi?

Eşek               :Afrikalı aç çocuklardan da biz sorumlu değiliz herhalde...Bütün bunlar benim                  hiçbir soydaşımın kafasının ürünü olamaz...

Fil                    :Peki ya bana ne demeli eşek kardeş?

Eşek               :Sana ne olmuş ki filim güzelim?

Fil                    :Valla,ben kendi halimde bir filim...Fildim yani...Son yıllara kadar.

Eşek               :Hala filsin fil kardeş filo olacak değilsin...Keh keh keh!

Fil                    :Eşek kafalı diyenler haklı mı ne? Şurda biz de bişey anlatmaya çalışıyoruz                                 değil mi? Sarpa’lık yapma!

Eşek               :Özür özür...Hadi anlat...Eeee,kendi halinde bir fildin? N’oldu son yıllarda?

Fil                    :N’olacak...Yok biri o bankayı hortumlamış...Yok şu kurum hortumlanmış...Biz                sudan gayrı neyi hortumlayabiliriz ki Eşek kardeş...Bütün bunlara bir çözüm                bulmalıyız...

Eşek               :Örgütlenelim ve önce gazetelere bir tekzip gönderelim...Biz insan değil,                                      hayvanız diye...(IŞIK SÖNER)

             

 

TABLO 7

(SAFARİ FİLM 3)      

 

Aslan               :Oğlum,senin bu filmleri yayınlayacak kanalın aklına ,hatta cesaretine şaşarım                ben...

Sarpa              :Niye ki patron?

Aslan               :Yayınlandıktan bir süre sonra kapkara bir ekranda bembeyaz haykıran                           puntolarla, yayınımız şu veya bu gerekeçeyle ,ki gerekçenin geçerliliği hiç                 önemli değil, Rütükçe bir gün  süreyle durdurulmuştur yazısı...Sonra ayıkla                        pirincin taşını...

Sarpa              :Biz de biraz kırparız patron...Araya bir de yeşillik bir bölüm kattık mıydı bişey                              olmaz. “Enikler duymasın”gibi mesela  Hem            kaybedecek neyimiz var ki?

Aslan               :Kazanacağımız hiçbir şey olmadığı gibi...En azından benim...

Sarpa              :Bak seyret şu yeşillik bölümü o zaman konuşalım...En iyi sadık dostlarımız                     hakkında...

Sekreter          :Ay kitaplar hakkında mı?

Sarpa              :Yaaa kitaplar hakkında...İlk bölüm de lügatler...Allah Allah...En iyi değil                           kızım,en sadık dostlarımız diyoruz...Hem içinde kitap olan bir konu...Sana               Papua Yeni Ginece kadar yakın olabilir ancak...

Sekreter          :Aman iyi be,hem nerden kızın oluyorum ben...Hem sensin o papoa yeni gire...

Aslan                          :Susun,madem ötenazi hakkımızı kullanmaya başladık bunu da izleyelim bari...

 

TABLO 8

(KÖPEKLER)

 

(Işık yanar ve sahnede bir tanesi devrilmiş bir çöp bidonu vardır.Diğer bir çöp bidonu da bir sokak köpeği tarafından karıştırılmıktadır.Köpek bir yandan da şarkı söylemektedir)

 

Sokak köpeği:Evire çevire deviriyorum bidonları...Ben değil bunlar hep bunlar boş...Salına                    salına arıyorum bir yiyecek...İddia ediyorum ki bu da boş...Hatta hepsi boş... E              tabiki de boş...(Seyirciye)Yahu bir sokak köpeğinden daha erkenci kim                                    olabilir? Belediye temizlik işçileri olamaz,malum, onlar akşamüstünün yoğun                        trafiğinde çıkarlar çöp toplamaya...Kim kalıyor geriye...Tabi ki çöpten                               kağıt,teneke ve vesaire  toplayanlar...Maşallah talan etmişler burayı                                 da...Kardeşim üç beş kılçık ve kemikten ne istediniz yaaa? Topla kağıdını                        tenekeni çek git değil mi?

Kara Sinek      :(Girer)Vııızzz....Vızzzz

Sokak köpeği :Hıh...Gel...Bir sen eksiktin kara sinek...

Kara Sinek      :Aman be ne var?Konduk şöyle...

S.Köpeği         :(Onu taklit eder) “Konduk şöyle” Zaten ortada yiyecek bişey yok...Bir de sen                           konup da pislendirme çöpleri...

K.Sinek           :Aaaaa...Üstüme iyilik sağlık... Çöplüğün nesini pislendirecem be...Hem bana                 pislendirecen diyene bakar mısınız?Köpek yalasa doyar valla

S.Köpeği         :Küçüktür ama mide bulandırır diye bana demiyorlar herhalde...Sinek aleminin                           Kunta Kinte’si

K.Sinek           :Aaaa...Çattık ya sabah sabah...Zaten canımı zor kurtardım...Dün gece tüm                    mahalleyi şeltoksladılar...Allahtan açık bir pencere buldum da içeri zor attım                         kendimi...

S.Köpeği         :Haaa...Dün arkasından beyaz duman saçan kamyoneti diyorsun değil mi?

K.Sinek           :He yaaa...Baktım bembeyaz bi duman,bi sis...Hah dedim, garanti Tarkan çıkar bu dumanın içinden diye yaklaştım ki,birden genzim yanmaya başladı...

S.Köpeği         :Tarkan değil ecelin çıkacakmış az daha sis perdesinin içinden...Neyse ki açık                            bir pencere imdadına yetişmiş...

K.Sinek           :Orda da bi adam elinde sineklik...Şak şak,seri cinayetler işliyor...Amerika’da                  olsa yakalarlar valla adamı...

S.Köpeği         :Ne yakalayacaklar yaa...Olan yine sana olur...Valla buradaki gibi belediyecilerin eline teslim ederler seni...Bize yaptıkları gibi...

K.Sinek           :Nasıl yani?

S.Köpeği         :Aha şu gördüğün çöp bidonlarını serseri mayınlara çeviriyor belediyeciler...

K.Sinek           :Hakkını yeme adamların...Daha geçen gün yiyecek bırakıyorlardı                                               bu bidonlara...Nah böölee, bööleee et parçaları...Çok nankörsün valla!

S.Köpeği         :Beyinsiz bir hayvandan da,beyin ürünü bir söz beklemek,biraz da benim                        beyinsizliğimi ortaya koyuyor ya,neyse...Bak kara mide bulantısı...O gördüğün              etler var ya,onlar biraz zehirli oluyor...Sokak köpeklerini itlaf projesi anladın                     mı...Sanki biz bir can taşımıyoruz...Güya bu biraz medeni bir çözümmüş                       kendilerince...Önceleri tak tak  tüfeklerle yapıyorlardı bu işi...Şehrin göbeğinde                   ve çocukların gözleri önünde...Bu itlaflarını...Oysa..

K.Sinek           :Oysa...

S.Köpeği         :Kısırlaştırmak diye bir şey var di mi?Ana...Aman Allahım bir kemik...

K.Sinek           :Aman dikkat et,zehirli olmasın...

S.Köpeği         :Yok,yok...Kemiklerde zehir yoktur...Eğer senin de işin bittiyse ve karnın da                                doyduysa,haydi sana müsade...Vızvız sinekçik....

K.Sinek           :Yaaa...Hadi bana müsade...Bak ne demek istediğini şıp diye anladım,bi de                     bana beyinsiz dersin...(Sinek çıkar)

 

S.Köpeği         :(Kemiğe bakar) Vay be,bu nasıl gözden kaçmış...Akşamdan beri de bir şey yememiştim...(Tam yiyecekken varilin arkasından bir sokak kedisinin sesi gelir)

S.Kedisi          :Hiç heveslenme beyim,onu ben gözüme kestirmiştim...

S.Köpeği         :Allah Allah,bu ses nerden gelir acep?Açlık başıma vurdu herhal...(Kemiği ısırmaya çalışır)

S.Kedisi          (Girer)Bırak dedim sana onu...

S.Köpeği         :Yav ve de hav herhalde doğanın dengesi bozuldu diyenler bunu kastediyor olmalılar...Çiroz bir sokak kedisi...(Pazularını göstererek)Bööööyle güçlü...Olmasa da bir köpeğe kafa tutuyor...Üstelik de sağı solu belli olmayan bir sokak köpeğine...Yok yok,devir değişti valla...

S.Kedisi          :Bir de köpeklerin kulağı iyi duyar derler...Hey hey...Duymadın galiba bay Pitbol...Yani yandan Pitbol tabii...O kemik benim dedim sana...Anlaman da geç senin galiba...Sen otur kendi kemiklerini say bit ve kemik torbası...

S.Köpeği         :Vay ve hav canına sayın seyirciler ya...Galiba oyun birazdan gerilim kuşağına dönüşecek...Şşşşşttt kediii...Bak altını çiziyorum...Keeeeediiiii...Anladın mı ne demek istediğimi...Sen kendini çizgi filmde sandın galibi...Ne benTom’um ne de sen Jerry...O,elinde bomba patlasa da hiçbir şey olmuyor durumları Disney amca yaratıyor...Çizgileriyle

S.Kedisi          :Miyaaaavvv...Yav...Bırakasana kemiği kardişimiiiyaaaaa...Dün akşam o kemiğin kalan etlerini yedim...E doydum...Bunu da sabaha bıraktımiiiiyaaa...Keşke saklasaydım...

S.Köpeği         :E saklasaydın o zaman...

S.Kedisi          :E hayvanlığımdan saklamadım tabii... Serde doyduktan sonra öldürmemek var ya...

S Köpeği         :Hayvansın...Hayvanız tabii...Doğal olarak kafanda öyle çalışıyor ki...Dolaylı olarak gel beni parçala diyorsun...

S.Kedisi          :E.kolaysa parçala o zaman...

S.Köpeği         :E kolaaaaay....(Kedinin üzerine yürür...Kedi kımıldamaz) yav ve hav...Bu kaçmıyor da...(Kedinin yanında bir şişe görür)Bu da ne ki?(Koklar)Böğğğğğ... Allah kahretsin,su diye bu bunu içmiş...Bem de bu cahil cesareti nerden geliyor diyorum...(Şişeyi gösterir) Geldiği yer belli oldu...Git çarpılmışsın zaten bi de ben çarpmayım...Hem sen bu kemiği yiyebilir misin nankör şey...Köpek dişin mi var?Git de şurda bi yerde yat... Başımı belaya sokma...( Kedi çıkar...Tam kemiği yemek üzereyken çok süslü bir tasmalı köpek sahneye girer)

 S.Köpeği        :Anaaaa... Kim ulan bu magazin forever kaçkını...Layla’dan mı,Reyna’dan mı acep...

Tasmalı Köpek:Ayyyy...Ne pis kokuyor burası...

S.Köpeği         :Doğru...Çöplüğün Guy laroş kokmaması çok kötü...Allah Allah...Hanfendi siz                             hangi dünyanın çocuğusunuz pardon...

T.Köpek          :Bu avam tabaka bana söylüyo herhal...Ay Fıleksibıl konuşma onunla...

S.Köpeği         :Adını sevsinler senin...Filekisbıl...Hişşt!Hişşt!Fileksibıl...Sen de kemik var mı?

T.Köpek          :Aayyyy...Ne marjinal şey bu?Tinerci midir nedir ayol... Bu arada sahibim de                  nerde kaldı yaaa...

S.Köpeği         :Kemik,kemik...Sen de diyorum kemik var mı Fileksibıl?

T.Köpek          :A üstüme iyilik sağlık...Hoşşşt köpek ben senin bildiğin köpeklerden değilim...                            Sizinle ‘muaatap!’ olamam...

S.Köpeği         :Maşallah,insancayı iyice sökmüşsün ve bir köpek olduğunu unutmuşsun...

T.Köpek          :Ay ay ay...Hala konuşmak istiyor benle...(Seyirciye)Ay kuaföre de                                 gidecektik...Bi küçük su dökeyim dedim,sahibimi kaybettim...İyi mi?

S.Köpeği         :Hişşşt...Köpek fileksibıl...Karnın açsa kemiğimden verebilirim...

T:Köpek          :Ay hooooşşşt! Ağzıma koymam ben kemiği...Özel mamalarla büyüdüm ben...

S.Köpeği         :Pek yaramamış ama sana mama...Şiir gibi oldu ha...

T.Köpek          :Benim büyük büyük dedem,Osmanlı sarayında padişahın çeşnicibaşının                         köpeğiymiş...Asil bir köpeğim ben...Asmalı konaklarda dadılarla kalfalarla                        büyüdüm ben alandın mı köpek şey...Asmalı konak...Yaaa

S.Köpeği         :Ama bu asmalı konak,tasmalı bir köpek olmanı engelleyememiş senin,pek                                 muhterem asil it...

T.Köpek          :Sen tasmasızsın da n’oluyor...Açlıktan nefesin kokuyor...Ama benim yediğim                 önümde yemediğim arkamda...Evropa mamalar,kuaförler, manikür ,pedikür...                  Gerçi manikür pek yok...Hepsi pedikür...Malum asil de olsam dört ayaklıyım...

S.Köpeği         :Tasman kadar özgürsün o kadar...Fileksiglas

T.Köpek          :Fileksibil...Adım Fileksibil...Ayda bir veteriner...Tahliller falan filan...Geçen günkü ölçümde kolestrolüm yüksek çıktı...Strestenmiş...

S.Köpeği         :Si ti res? Çağın hastalığı bu...Boşveer sitires...Kırmızı et yemektendir,beyaz et ye,olmadı al kemik ye o da olmadı gel beni ye...

T.Köpek          :Ay ne laf anlamaz şeysin sen be...Ay kemik memik yemem ben...Bi defa benim                       yiyeceğim kalaylı kaplarda gelir...

S.Köpek          :Yaaaa... Kalaylı kap ,demek Orhan Veli ha...? Gerçi o kediler için bir şiirdi ama...Hani Kuyruklu şiir...(Şiiri okur içeri seslenir)Nankör kedi,ayıldıysan sen de dinle...Uyuşamayız,yollarımız ayrı; Sen ciğercinin kedisi,ben sokak kedisi; Senin yiyeceğin kalaylı kapta; benimki aslan ağzında; Sen aşk rüyası görürsün ben,kemik...Ama seninki de kolay değil kardeşim; Kolay değil hani,Böyle kuyruk sallamak tanrının günü...

T:Köpek          :Aaaaa...Manyak mıdır ne? Çattık sabah sabah...

S.Köpeği         :Şöyle üç beş tane  yaramaz adam geçmezki...Şunun kuyruğuna bi teneke                    bağlasalar da görse dünyanın bucak ölçüsünü şu asil(Duraksar) yaratık...Hep               bizim gibi garibanlara yaparlar eşek şakalarını...Kusura bakma eşek kardeş,                   lafın gelişi bu...

T.Köpek          :Sen ne diyorsun be...Serseri berduş...Sabahtan beri yok Orhan Veli,yok kalaylı kap...Entel misin nesin?

S.Köpek          :Hop hop hop...Dur orda,almiyim ayağımın altına...

T.Köpek          :Ay çok korktum...Ben tekvando aikido kursuna gidiyorum tamam mı?

S.Köpeği         :Şimdi sana da aikidona da...(Birbirlerinin etrafında dolaşıp hırlaşırlar,                                   tasmalı köpeğin sahibi girer)

Sahip                          :Fileksibıl,fileksibıl...Canımsın canımsın...Nerdesin kızım...(Onları görür)Aaaaa gözlerime inanamıyorum... Fileksibil...Gel kızım uyma ona...Gel gel.köpekle köpek olunmaz...Gel!

 

                                                                       (IŞIK SÖNER)

ŞARKI (KÖPEKLERİN ŞARKISI)

 

Sokağın ıssız sessiz saatleri

Adımız belli sokak köpekleri

Olmasa da üstümüzde bir yorgan

Evimiz bildik biz gök kubbeyi...

 

Özgürlükse özgürüz sonuna kadar

Dört duvarlı  evler bize çok dar

Nerde sabah orda akşam güzem ama

Zehirli bir etle ölmek de var..

 

FİLM OFİSİ

(Çaycı girer)

Çaycı              :Çaylaaaar...Davşan ganı...Merak etmeyin fuayedeki büfede de çay var...On                 dakika yeter mi içmeye?(IŞIK SÖNER)

 

                                               (BİRİNCİ PERDENİN SONU)

 

 

(İKİNCİ PERDE)

TABLO 9

 (SAFARİ FİLM 4)

                                  

 

Aslan               :Vay be,nasıl da  çabuk geçti ha...Değil mi Ceylan hanım?

Ceylan                        :Bir göz açıp kapadım ki,bitmiş...

Sarpa              :Eeee,belgesel çektin mi böyle çekecen,vaktin nasıl geçtiği anlaşılmayacak...

Aslan               :Belgeselden söz eden kim,biz on dakika aradan söz ediyoruz...Hem oğlum o                             nasıl yeşillik bir bölümmüş ha...Yani nerdeyse...Neyse...

Ceylan                        :Desene sıcak saatler başlıyor patron...

Sarpa              :(Ceylan’ı taklitle)Sıcak saatlermiş...Ateşe mi atıyoruz seni?Kusura bakma yani               pembe dizi çekmediğim için ,Ceylan hanım...

Aslan               :Ne sıcağı kaynar saatler kaynar...Kurbağa kadar değerimiz yok valla...

Sarpa              :Ne alakası var şimdi kurbağayla...

Aslan                          :Kurbağaları  pişirirken,pişirdikleri kazanın dışına sıçramasınlar diye,ilkten             kaynar suya atmazlarmış...Önce ılık suya bırakırlarmış,ılıman su yavaş yavaş   ısınırmış,kurbağada  oh bir hamam sefası...Su yavaş yavaş kaynarken ve         kurbağacıkta bir mayışma bir gevşeme...Su fokurdayınca da bizim kurbağacık  hoooop  servis tabaklarında... Al sana bi lokmacık bir kurbağa bacağı...Ama ne yazık ki bizim sıçrayacak tüm kanallarımız tutulmuş sayende...Oyun bitince biz de(Seyirciyi gösterir)Hep birlikte sıçrarız artık...

Sarpa              :Hala durumumuzla ilgisini kavrayamadım...

Aslan               :Kavrayamamak senin için gayet normal...Zaten kavrayan kavradı...Neyse ne                var sırada...İzleyelim dibimiz tutmadan...

Sarpa              :Öyle olsun patron...Ama bak şu dahiyane fikre... Bakın ikinci perde nasıl                                    başlıyor (Anlaşılmaz bir dille konuşmalardan oluşan bir ses gelir fondan)

Aslan               :Eeeee,ne dedi?

Ceylan                        :Ne dedi,ne dedi?

Sarpa              :Diyor ki,şeeey...Şöyleki...Şi seid det nav...Öhö öhö! Şey yani...Şey...Valla ben              de anlamadım patron... Kasetler  mi karışmış ne...Nereye koydum ki doğru              kaseti?(aranır) Oysa çok dahiyane bir fikirdi...

Aslan               :Kalsın kalsın...Sen dahice söyle sırada ne var?Dahice olmasa da olur,ağzın                                yeter...

Sarpa              :Bir zamanlar yaşamın suda olduğunu biliyor muydunuz?

Aslan               :Yapma ya !  Ne kadar tematiksin lan Sarpa...Kimbilir sayende daha neler                       öğreneceğiz?

 

 

TABLO 10

(FİLM GİBİ GİBİ)

(Canlı bir müzik çalmaktadır)

SES                :Kıymetli misafirler...Şimdi karşınızda programımızın herşeyi...Yönetmeni...                      Denetmeni...Şovmeni...En entelmeni...En süpermeni...Kısaca her meni...                        Sunucunuuuuuz....Şempanzinan Çetiniyuuuusssss....

(Sunucu şempanze tipik sunucu hareketleriyle ve elinde de kalın bir kitapla sahneye girer)

 

Şempanzinan :Efendim...Neyi sevip sevmediğimizi bilmeden...Tam sevmeden,sevip                             sevildiğimizi farkedemeden,sevdiğimizi sanıp sevilmediğimizi anladığımızdaki              çok sevgili bir sevgi sevecenliğinde...Ayyyyh! (İçeri seslenir) Yaaa,                             hosteslerden   biri gelsin de,şu cülmeyi kurtarsın...Bi süslü laf edelim dedik ve                     cümleye başladık...Da çıkışı bulana aşkolsun...

1.maymun hostes:Buyrun Şempanzinan bey...

Şempanzinan :Haaa...Sen mi geldin?

1.maymun hos:E,çağırdınız ya Şempanzinan bey...

Şempanzinan :Ha,doğru ya,çağırmıştım...Valla,bi cümle söyleyeyim dedim...Ne söyleyeceğimi tam söyleyemeden  önce söylediklerim söyleyeceklerimi söylememi öyle çorba etti ki, söylemeye çalıştıkça söyleyeceklerimi söylemeyi söyleyinceye kadar... Ayyyyyh!(içeri seslenir) Yaaa ! Hosteslerden biri gelsin de,şu cümleyi   kurtarsın...

1.may host      :Ay ayol Şempanzinan bey,burdayım geldim ya...Çok hoşsunuz valla...

Şempanzinan :Geldiğinde gelip gelmediğini...Dur ! Tıp !...Oh...Bi cümleyi kurtarmanı                                          isteyecektim...Ama ben susunca cümle otomatikman kurtulmuş oldu...

1.may host      : O zaman hiç konuşmayın program da kurtulmuş olsun Şempanzinan bey...

Şempanzinan :Kurtulur,kurtulur da seni benim elimden hangi kurtarıcı kurtarır onu                                  bilemem...Sen kendini Maymun Aliyus Erbilsus’un çarkında mı sanıyorsun                      kendini...Film Gibi’desin kızım, film gibi de...

1.may host      :Ayyy,şeyyy ! Özür dilerim...

Şempanzinan :Valla sana şimdi hayatta yapmadığın şeyi yaptırır,dört tane kitap okuttururum                 ha... Üstelik biri de kalın bi rus klasiği...Yetmez bi de ödev veririm feleğin                     şaşar...Ben bu elimdeki kitabı artistlik olsun diye taşımıyorum herhalde...

1.may host      :Ay Allah korusuuuun...Özür diledim ya...Şempanzinan bey(Seyirciye)                            Hakikaten her programa bu kitapla çıkıyor...Vallahi ne işe yarıyor ben de                   bilmiyorum...İllaki entel olunacak ya...

Şempanzinan :Haydi şimdi kaybol...Çağırmadan da gelme...

1.may host      :Kayboldum bile...(Seyirciye)Kitap yaaaa...Biri de rum klasiğiymiş...(çıkar)

Şempanzinan :Efendim,şimdi huzurlarınıza gelecek hikaye,tam bir film...Üstelik Türk filmi...Ne Türk filmi...Dumanlı mumanlı bir Hint filmi(Hint şarkısını taklit eder)    Avaaaaaraaa muuu?......Her neyse uzatıp da karizmayı bozmayalım...                   Efendim,şimdi huzurlarınıza gelecek olan zart...Pardon zat,yıllar önce...Hani     hayat tamamıyla suda iken...Ve de yüzgeçi,süzgeçi ve dahi solungaçı olan bir     deniz canlısıyken,sen tut çık sudan ve sudan çıkmış veee bir ayı ol...İşte bu       Allahın ayısı...Ki kendisi içerde...Bize Allahuekber dağlarından başvurarak...            Neyse çağıralım da kendi öyküsünü kendi anlatsın...(İçeri seslenir)                   Hostesler,getirin bakalım şu sudan çıkmış,Allahın yani Allahuekber dağının    ayısını...

(Müzik eşliğinde hostesler ortalarına aldıkları bir ayıyı sahneye getirirler)

2.may host      :Bay ayıyı getirdik Şempanzinan bey...N’apalım?

Şempanzinan :Paket yapmayın,burada yiyecem...

2.may host      :Ay çok hoşsunuz Şempanzinan beeey...Ay ayı eti yenmez kiiii...Sahi,söyleyin                            n’apalım?

Şempanzinan :Atın nezarete,iki günde adam olur bu...Ya almışsınız hayvanceğizi aranıza...                   Sanki göz altına alıyorlar...Kelepçe de taksaydınız bari...

 

1.may host      :Ay hala n’apacağımızı söylemediniz Şempanzinan beeey...

Şempanzinan :Yahu oturtun şuraya...Allah allah...

(Hostesler koltuğa oturup bacak bacak üstüne atarlar,şempanze onları kollarından tutup kaldırarak ayıyı oturtur)

Şempanzinan :(Yukarı seslenir)Reji odası...Reji odası...Siz Hostes alırken ay kü testinden                    geçirmiyor musunuz yaa? Yoksa almayın bi daha Neşe Erberkyus                             ajanstan hostes...Gitsinler televolelerde endam göstersinler...(Televoleleri                 taklitle)Biz sadece arkadaşız...Ayy..Ona cevap vererek onun düzeyine                                  inemem ben...Deyip dursunlar(Hosteslere)Hadi çıkın siz...Bunu sonra                          konuşuruz...(Hostesler çıkar) Hoşgeldiniz  bay ayı...

Ayı                  :Hoşbulduk Şempanzinan bey...

Şempanzinan :Yıllar önce sudan çıktınız...Çıkış o çıkış...Kaç yıldır görmüyorsunuz denizdeki                              sevdiklerinizi?

Ayı                              :Saymadım kaç yıl oldu şempanzinan bey...Durun adettendir ben bi ağlıyayım... (Yavaştan başlayarak gittikçe şiddetlendirerek ağlar)Nerdeeee     sevdikleriiiimmmm!

Şempanzinan :Dur dur...Ayıya vur de öldürsün...Şşttt,pişşt! İçerde böyle mi öğrettik...Azıcık       artistik gözyaşı dök yeter...Ne bu zırıl zırıl? Neyse sana önemli bir soru bay       ayı...Söyle bakalım...Kocakarılar hamamda nasıl bayılır? hah hah...Esprim nasıl ama...Böyle espiri patlatacaksın ki program kuruluktan kurtulsun...hah hah!

Ayı                  :Hakketen,bayağı ıslandık hah ha haa...

Şempanzinan :(Seyirciye) E hani alkışhani alkış,hani fındık ,fıstık hani muz...(Ayıyı                               göstererek) Hani buna da armut, Hah hah hah...Bakmayın böyle kafam                      düşecekmişçesine kasılıp durduğuma...Esprilerim fena değildir...İnce zeka                 ürünü...(Hosteslerin kapısını işaret ederek) Onlar gibi borderlayn gelip künt                    gitmiyoruz bu dünyadan...Neysee eeee Bay ayı...Şu hikayeni bir de senden                   dinleyelim değil mi?

Ayı                              :Peki...Şimdi ben,az önce sizin de dediğiniz gibi,sularda yaşayan bi canlıydım... Ve tabii o zamanlar böyle değildim....Daha değişik bir görünümdeydim...

Şempanzinan :Bi dakka bi dakka...Nasıl yani? Ne demek o zaman böyle değildim...Değişimin değişen dünyanın değişmeyen değişikliği olduğunu bu değişimin değişmesinin çok değişik olacağını değişilemeyeceğini hatta değişmeyeceğimizi...Değiştir...Değiştittiremeyeceğimizi... Değişmeyeceğimizi... Ayyyyh!             

Ayı                  :(Hosteslerin bulunduğu kapıya bakarak) Yaaa, hosteslerden biri gelsin                                  de,şu cülmeyi kurtarsın...

Şempanzinan :Dur dur...Gerek yok hosteslere susunca cümle otomatikman kurtuluyo...                       Tecrübeyle sabit...Yani ne demek değişik bir görünümdeydim ?

Ayı                  :Şöyle ki,ben de arkezoyik dönemde mutlu mutlu denizlerde yaşardım...

Şempanzinan :Eeeeee?

Ayı                  :Paleozoyik ve mezosoyik dönemi de denizlerde sevdiklerimle geçirdim...

Şempanzinan :Sonra ne değişti?

Ayı                  :Sonra benim için bunalımlı zamanlar başladı...Paleosen,eosen,miyosen ve en                            son dönem Holosen...

Şempanzinan :Kurban...Sen ne diyosen...Allaaasen? Holosen polosen?

Ayı                  :Yani,özetle denizin suyu çıktı dedim Şempanzinan bey...

Şempanzinan :Denizde su da zor çıkar ha...Eeeee?

Ayı                  :Sonra,biraz kıyıya doğru gideyim de kendimle başbaşa kalayım dedim...E                      malum bu bunalımlı durumu aşmak gerekiyor...

Şempanzinan :Geri dönmeye niyetliydin yani?

Ayı                  :(Ağlamaklı)Tabi niyetliydim...Tüm türüm oradaydı Şempanzinan bey...Onları                            nasıl bırakırdım...(Daha şiddetli ağlamaya hazırlanırken)

Şempanzinan :(Mendil verir)Tamam abartma yine...E kıyıya yanaştın,sonra ne oldu?

Ayı                  :Kıyıya yaklaştıkça ferahlıyordum...Son bi kulaç attım ki kendimi karada                          buldum...İyice rahatlamıştım...Yıllarca yaşadığım denizi dışardan                          seyrediyordum...Yalnızlık da hoşuma gitmişti...Öyyyylee seyre dalmışım                         mehtabı.(Bir yandan da romantik bir şarkı söyler) Ay pan may lav in                                   portofino...Foooşşş...fooşşş...Rikordo nan dı rabiçelooo...foşşş....fooşşş... Şempanzinan :Romantik ayı...

Ayı                  :İşte o sırada içim geçmiş uyumuşum...Şöyle birkaç bin yıl...

Şempanzinan :Kış epey uzun sürüyor o zaman demekki...

Ayı                              :İşte,ne olduysa o dönemde olmuş.Yani yalnızca devrilip yatmakla kalmamışım..Evrilmişim de...Bu arada Yüzgeçin,süzgeçin,solungaçın yerindede  yeller uğuldar...

Şempanzinan :Gel sen denizden çık,allahın Allahuekber dağına boz ayı ol...

Ayı                  :Bazı türdaşlarım da üzerleri açık uyumuş olacaklar ki...Onlar da kutup ayısı                                olmuşlar...

Şempanzinan :Haaaa...Yalnız sen değilsin yani...Hoş gereğinden çoksunuz ya dünyada...

Ayı                              :Yok yok Şempanzinan bey...Ben o yerlere tüküren,trafikte daha sarı ışık yanar yanmaz beş araç geriden korna çalanlardan değilim...Yani ayıyız dedikse...Tanımam bile onları...

Şempanzinan :Sonra?

Ayı                  :Sonra geri döneyim diye bi suya girdim ki...Nefes alamıyorum...Nefes                            alamadığım gibi dibi de boyluyordum...

Şempanzinan :Eeeee?

Ayı                              :Allahtan yanımda kamyon lastiğiyle deniz sefası yapan,şalvarlı bir deniz adamına tutundum da kurtuldum...Böylece,benim geri dönmem(Ağlamaklı) bir           hayal oldu...AB’ye girmek gibi...Tarih...Tarih için tarih...Hatta tarih için tarih tarihi de ütopya benim için...Suya dönmek adına...

Şempanzinan :Kopenhag kriterlerini tamamlamamışsın demek ki...Neyse dur bakalım ,                                     umudunu yitirme daha...

Ayı                  :Çok özlüyorum sevdiklerimi...Her kış rüyamdalar...Non stop,32 kısım tekmili                  birden bir rüya yani...Her gece sahile gidip pet şişeler içinde mektuplar                                 yolluyorum onlara...Naylon poşetler içinde  karpuz kabukları falan bırakıyorum                         belki yerler diye...Bi görsem bi seslerini duysam başka bir şey istemem...

Şempanzinan :Neyse...Dur bakalım...İnşallah birazdan kapı açılacak ve burada olacak                                      sevdiklerin...Hostes 1.maymun gel bakalım buraya...

1.may host      :Buyrun Şempanzinan bey...

Şempanzinan :Biz gittik mi bu ayının yakınlarının yanına?

1.may host      :Evet...Hostes 2.maymun gitti...Az daha da gelemiyordu...

Şempanzinan :Nassı yanii?

1.may host      :Şöyle ki,izleyip görelim...

 

(Işık söner ve sahnenin bir başka köşesi aydınlanır.Sofitadan iplerle konserve kutuları,botlar,araba lastikleri pet şişeler,naylon poşetlerde meyve artıkları sallanmaktadır. 2 maymun hostes,belinde simit,gözlük ve şnorkelle sahneye girer...Konuşurken şnorkeli çıkarır)

 

2.may host      :Evet...Şu an yıllar önce ayı beyin terkettiği denizlerdiyiz..Gördüğünüz gibi                       kendileri yıllardır denizde yoklar ama...Maşallah yukarıdakiler gördüğünüz gibi                   epey iz bırakmışlar ortada...Şu an tam kayalıkların,yani ayı beyin sevdiklerinin                        kapısının önündeyiz... Çalıyorum...(Kapıyı çalar ve bir deniz ayısı çıkar)

Şempanzinan :Dur! (Ayıya) Tanıdınız mı? Bu mu?

Ayı                  :Biraz değişmiş galiba...E tabi yıllar değil mi?

Şempanzinan :Peki kayalıklar değişmiş mi?

Ayı                  :Evet oralar da biraz değişmiş...O araba lastiği,botlar,şişeler vesayire yoktu...

Şempanzinan :Demek ki daha kat karşılığı müteahhitlere verilmemiş...Devam edelim...

2.may host      :İyi günler efendim...Bakın size ne getirdim...(Elinde irice bir armut vardır)                               Kimin gönderdiğini tahmin edebiliyor musunuz?

Su Samuru     :Valla...Hangi ayı gönderdi bilemedim...Elindekinizin,kabuklarını,artıklarını,                        ve çürüklerini iyi bilirim...Arada bir buraya düşer de...

2.may host      :Öyleyse yıllar öncesini bir düşünün bakalım...Sizinle burada yaşayanları...

Su samuru      :Haaa...Tanıdım galiba...(Müzik)(Işık söner)

Ayı                  :Gelecek mi acaba?

Şempanzinan :Umarım gelecek...Açalım mı kapıyı?

Ayı                  :(Ağlamaklı)Açalım Şempanzinan bey...

Şempanzinan :Evet,birazdan burada bir özleme tanık olacağız...Açılsın kapılar...(Müzik)

 

(Kapı bir süre sonra açılır,deniz ayısı sedyeyle iki görevlinin arasında gelir)

 

Şempanzinan :Yahu n’aptınız buna böyle...Yoksa...

1.görevli          :(Abartılı işaretlerle bir şeyler anlatır)

Şempanzinan :Yav doğru dürüst bi anlatın na oldu?

2.görevli          :Valla biz bişey yapmadık...Ben hem karada,hem de denizde yaşayabilirim                                 dedi...Ama kara havasına bu kadar dayanabildi hayvancağız...

Şempanzinan :Yaşam bize yaşayıp yaşayamadığımız yaşamların yaşamsal önemini                              yaşamımızın....

Hepsi              :Allah için birisi şu cümleyi kurtarsın....

 

                                   (MÜZİK VE IŞIK SÖNER)               

 

TABLO 11

(BİR EŞEK GEÇİŞİ)

 

Eşek               :Amaniiin hiiiiii!...Hayrola hindi kardeş...Ne düşünüyorsun böyle hindi gibi?

Hindi               :Bu nasıl soru...Bula bula bula bu soruyu mu buldun?Hindiye hindi gibi                              düşünüyorsun esprisi...İyiydi,tuttum

Eşek                           :Espri değildi ya neyse...Kukumav kuşu diyecektim...De bu kukumav nasıl bir     kuş bilmiyorum...Geçen yıl haber göndermiş Gelişim Kolejine...Kuş teması     yaptınız.Anka kuşu dahil bütün kuşları andınız da beni unuttunuz diye...Alınmış         garibim

Hindi               :Kukumav kuşu ha...Biz n’apalım ya...İç içe yaşadığımız halde,ne beni ne                        tavuğu,ne de horozu hatırlamadılar bile...Uçamıyoruz diye herhalde?Allahın                   kelaynağını  bile andılar oysa...

Eşek               :Sen de nankörlük ediyorsun ha...

Hindi               :Ne demek şimdi bu?

Eşek               :Her hafta ya seni,ya da tavuk kardeşi yazılı bir metinde gördük...Hala da                                    görüyoruz...

Hindi               :Hangi basılı ve yazılı bir metinde anmışlar ki?

Eşek               :Aylık yemek listesine tabi ki...

Hindi               :Hah hah ha ha...

Eşek               :Valla ben yerimi biliyorum arkadaş...Bir eşek temalarının olacağını hiç                             sanmam...Fokmuş,kuşmuş,suymuş...Artistik konular yani...Eşeği kim                              düşünsün...Neyse konuyu dağıtmayalım...Sahi sen ne düşünüyordun az evvel                hin..Yani kuku...Aman ne düşünüyordun işte...

Hindi                           :Ne düşüneyim...N’olacak bu memleketin hali,bunu düşünüyorum...Kendimce    çözüm yolları üretiyorum...Yurttaş olarak sorumluluğum nedir? N’apabilirim diye düşünüyorum...

Eşek               :Amaniiin hiiiii!Hindi kardeş...Hiç mi işin gücün yok Allaasen...Boşveeer! Hem                             sen ne düşünüyorsun ki...Nasıl olsa düşünenler var...

Hindi               :Düşünmesi gerekenlerin düşündüklerini düşünmüyorum...

Eşek               :Medyamız var ya...Bırak ,nasıl olsa onlar düşünüyor,yorumluyor elimize hazır                veriyor...Ne gerek var bir de ekstradan beyni yormaya...

Hindi               :Eşek boşuna olunmuyor demek ki...

Eşek               :Aman,iyi canım...Düşün o zaman...Ben de ,sen hapislerde  çürürken...                           Kabarama kabarama kel Fatma annen dantel sen entel ağıtları yakarım...

Hindi               :Merak etme,oldukça geniş bir vokalist grubuyla söylersin sen bu ağıtını                                       sorumsuz vatandaş n’olacak...

(IŞIK SÖNER)

 

TABLO 11

(SAFARİ FİLM 5)

 

Aslan               :Oğlum yaa,koçum yaaa,Sarpam yaaaaa...Bak aklıma ne geldi...Ben sana                     üpücretli bir izin versem...Sen de dünya hakkaten yuvarlak mı...Yoksa hepimiz                       Macellan’ın mı yalancısıyız,bi koşu ölçsen de gel...mesen...Nasıl olur ha?

Sarpa              :Bu çok  ilginç bir araştırma konusu olabilir ama...Bi şi bitmeden asla                                            öbürüne başlamam... Prensibim bu?

Aslan               :Prensipmiş...Prensibin batsın...Senin ki prensip değil,olsa olsa kılensip olur...                  Kıl herif...

Sekreter          :Hih hih hih...İlahi Aslan Bey...Kılensip ha...Vallahi iyi durdu  bu laf                                                Sarpa’da...Hih hih hih...

Sarpa              :(Sekreteri taklitle)Hih hih hih...Üretim düşmanı...Dur patron film henüz                          bitmedi...Son sözü söylemedim daha...

Aslan                          :Daha ne söyleyeceksin ki?Kaldı mı ki laf?Bitir artık şu işi...Yerlerde sürünecem valla...

Sarpa              :Patron? Nasıl bildin bu bölümü?

Aslan               :Ne bölümü be?

Sarpa              :Az önce söyledin ya...Sürüngenler...

Sekreter          :Seni de bi sürseler ya...Sürüm sürüm

Sarpa              :Ah patron,bi izle..Bu film ne çok işe yarayacak...Yoksa Sarpa kulun kendisine                           yeni bir yar arayayacak...

Aslan               :Aman Ceylan hanım Sarpa Kafiye yaptı...Bez getir...Cinaslı kafiye yaptı...Tez                getir....

Sarpa              :Bu şiirsel diyalog iyi gitti,sürüngenler öncesi...

Aslan               :Hala sürüngenler diyo ya...Hala yaaa...(IŞIK SÖNER)  

 

 

TABLO 13

(AYAKLAR ALTINDA SÜRÜNÜYORUM)

 

(Sahnenin sağ tarafında bir timsah durmaktadır.bir süre kıpırtısız durur,sonra yavaş yavaş hareket eder.)

Timsah            :Of be...Şimdi kalk,sürüm sürüm sürün...Bırrrr....Buz gibi soğukta suya gir...                    Hem de en bi pazartesi günü...Sahi ya,şu pazartesileri seven bir pazartesi                       haspası var mı acep? “Yaşasııın yarın pazartesi...Yuppi...İş ,güç,fırça...Senet                        sepet...Yazılı sözlü ve bilimum kanaat notları...Ne güzel bizi bekliyoor...Lay lay              looom”...Bööö esprisi bile üşütüyo valla...

Su kuşu          :Çok haklısın timsah hazretleri...Çıkaracaklar şu günü takvimlerden,olacak                      bitecek...Cumartesi,pazar,salı çarşamba...Oh,sefam olsun...Yani timsah              hazretleri valla iş olduğunu bilseymişsiniz dünyaya gelmeyecekmişsiniz...

Timsah            : Şşştt...Döner başlıklı üç açılı Signal... ! Boyuna posuna bakmadan sen benle                             dalga mı geçiyorsun ha?

Su kuşu          :Estafurllah...Ne haddime Timsah bey...

Timsah            :Hah,şöyle söyle...Yoksa  su kuşuymuş,işime yarıyormuş dinlemem yutarım                   valla...Kargaların bile kahvaltı yapmadığı şu saatte kafamı bozma...

Su kuşu          Ha...Onlar kahvaltı için İnciraltı’na gittiler bu gün..

Timsah            :Kim?

Su kuşu          :Kim olacak,kargalar...Hem de en bi pazartesi günü...

Timsah            :Bana ne be! Elalemin kargasının kahvaltısından...Geceden beri ağzıma bi şey                            koymadım zaten...

Su kuşu          :Çok haklısınız...Karga kardeşler denize nazır kahvaltılarını yaparken,siz               dolayısıyla da ben,aç bi ilaç bekliyoruz...Haydi bir şeyler yiyin de,biz de                           sebeplenelim...

Timsah            :Doğru be su kuşu...Bir iki lokma bir şeyler yiyeyim bari...

Su kuşu          :(Seyirciye) Onun iki lokmasından artanlar bize bir yıl yeter de artar...Ama                                  saklayacak dipfirizimiz yok...

Timsah            :Sen kuş beyninle uzun cümleler mi kuruyorsun ne?(Seyirciye)Hayır bunu bi                 lokmada yutacam da,işime yaradığı,daha doğrusu dişime yaradığı için                                yutmuyorum...Malum bu su kuşu dişlerim de kalan artıklarla besleniyor...Ne                  yersem yiyeyim asit yapıyor ağzımda...

Su kuşu          :Bu asitler de diş çürütüyor,ben yoksam yanında...

Timsah            :Tabii ağız kokusu yapıyor...

Su kuşu          :Bu sabah havamızı alıyoruz ama...Oooh kargalar da güneşin keyfindedir                                    şimdi... Üstelik günlerden hala pazartesiyken...

Timsah            :Yok yok...Kesin yutacam ben bu kuşu ; ama bu kez de karizma                                      gidecek...Serde bu yaştan sonra diş fırçasını yuttu dedirtmek  var                                    arkadaş...Yok biz efendiliği bozmayalım...Şşşşt Signal ultra..Gel gel...                              Akşamdan kalanları temizle bari...Bu gün toplantım var...Kötü kokmayalım                    elaleme bu gün genel kurul var...

Su kuşu          :(Timsahın yanına gelir ve dişlerini temizlemeye başlar)Ooooo Timsah Bey!                         Önler iyi ama arkalar ııh...Bak yeni çürükler oluşmuş...Tartarlar da cabası...İlla              ki yumurta testi mi yapalım...

Timsah            :Şimdi ben sana bir test yapacam...Çoktan seçmeli...Üniversiteye girememiş      dershane gediklisine dönecen o zaman...Güzel temizledin de dişleri biz mi itiraz ettik densiz dental...Allah allah...Sabah sabah çattık yaaa salı öncesi salı      öncesi...

Su kuşu          :(Seyirciye)Bu hafta da pazartesiye küstü...

Ses                             (Yılanın sesidir)Yok,yok,yok işşşsssste...Ssssssaaaabah,sssssabah yaaaa....

Su kuşu          :Alın işte yılan spor da başladı,geleneksel pazartesi şenliğine...

                        (SAHNE SAĞI SÖNER ,SOL KISIM AYDINLANIR:YILANLARIN EVİ

Erkek yılan     :Yok işşsssstee yaaa...Bulamıyorum

Kadın yılan      :Yahu adam,her pazartesssssssiii yapma şunu...

Erkek yılan     :Bravo bildin bu gün pazartesssssiii,on puan ,on puan ,on puan...Şimdi                             uzmanlık ssssssorussssssuu...Bu gün ne var?Telefonla joker hakkını                                   kullanabilirssssssin...

K.Yılan            :Ayh! Gülmekten katıldım esssssspirine...İyi ki bi ssssssürüngenler                                   konssssseyine ssssssseçildin....Her pazartesssssi toplantı....Sssssssanki              toplana toplana cangılı kurtarıyorssssssunuz...Kavga edip dönersssssiniz               yine...Öyle cak cakla cangıl kurtulmuyor beyim...Sen önce kendi gömleğine               sssssahip çık...

E.Yılan            :Haaaa! Ssssssahi ya...Ben gömleğimi arıyordum değil mi?Sssssabahtan beri                             arıyorum...Nerde bu gömlek,nerde bu devlet...

K.Yılan            :Nerede kabuk değiştirdiysen ordadır...Hem bırak beni de biraz uyuyayım...                    Çamaşır ,bulaşık,ütü derken...Yatmam geceyarıssssını buldu...

E.Yılan            :Yahu bir pazartessssii de şaşırt beni...

K.Yılan            :Aman,sana pazartessssiii  de bana sssssalı sanki...Bak bir sssssaat sssssonra benim de işte olmam lazım,bırak da biraz uyuyayım...Gömlek orda,mutfak orda,tavşan orda...N’aparssssan yap ama beni rahat bırak...Bütün gün sürünüyorum yoksa...

E.Yılan            :Sürünmesen n’apacaksın ki? Yine sürüneceksin....Yine sürüneceksin... Zira                   bizler birer sürüngeniz...Sürüngenler konseyinde daha çok sürünmemeniz için                      uğraşıyoruz...Ama kıymet bilen kim?

K.Yılan            :İş lafa gelince,maşallah mangalda kül bırakmıyorsun...Sssssiyassset sorulmalı ssssana...Yoksa gömleğin değil...Ekmeğin fiyatını bilmezsiniz esprisini de öbür pazartesiye bırakıyorum...Hıh! Hattta tısssssss!

E.Yılan            :Şu önemli günde şu sssssabaha bak be...Muhaliflerin elinde oyuncak                             olmazsak iyi... Kalbimi kırıyorsun ama...Beni kalbimden vuranlar var ya,sürüne                   sününe sürüne kapımı çalacak

K.Yılan            :Kapıyı çarpmadan çık e mi? Başka alternatifleri  varmış gibi sürünmekten  gayri

E.Yılan            :Ulan dışarı bi çıkayım,su içsin içmesin önüme çıkan ilk insanı sokacam...(Işık söner)

 

            (Müzik eşliğinde diğer sürüngenler sahneye gelir...Sahnede “Sürüngenler Konseyi Artık Olağan Sayılan Olağanüstü Kurultayı” yazan bir kürsü de vardır.Sürüngenler hep birlikte şarkı söylerler)

 

AYAKLAR ALTINDA SÜRÜNÜYORUZ HİP HOP’U

 

Milyonuncu kere

Toplandık bu günde

Lafla peynir gemisi

Yürüyecek yine

Çokça konuşulacak

Sorunlar açılacak

 

Cak cak cak cak

Laf üretiyoruz

Havanda suları

Biz dövüyoruz

Ayaklar altında

Sürünüyoruz

 

Sürüngenin derdi

Sürüngeni gerdi

İş lafa gelince

Peynir gemisi yürüyünce

Dertler tarih olacak

Mangalda kül kalmayacak(Kalmıycak)

 

Cak cak cak cak

Laf üretiyoruz

Havanda suları

Biz dövüyoruz

Ayaklar altında

Sürünüyoruz

 

Bukalemun     :Susalım...Susalım baylar,bayanlar...Susalım lütfen...(Kargaşa devam eder)                              Lütfen dedim ama...

Yılan                :Haaaaa...Lütfen demiş Bukalemun...Kesssinkes susalım o zaman...(Tam bir                 sessizlik)....

Bukalemun     :200 milyarıncı “Sürüngenler Konseyi Artık Olağan Sayılan Olağanüstü                            Kurultayı” az sonra başlayacak...Şimdi yoklama yapıyorum...Evet,Bu yanda                 ayakta sürünenler grubu,ve bu yanda da sürüm sürüm sününenler grubu...Ad                    okuyarak yoklama yapıyorum...Ayakta sürünenler grubu...Timsah

Timsah            :Burdayım

Bukalemun     :Kertenkele

Kertenkele      :Burdayım

Bukalemun     :Semender

Semender       :Bütün benliğim ve bilincimle buradayım bay başkan...

Bukalemun     :İyi,güzel...Şimdi de sürüm sürüm sürünenler grubu...Yılan

Yılan                :Burdayım

Bukalemun     :Tırtıl

Tırtıl                 :(Sesi gelir)Burdayım

Bukalemun     :Şöyme öne gelin...Göremiyorum...Zaten ugacıksınız...Solucan

Solucan          :Mevcut..

Bukalemun     :Solucan

Solucan          :Mevcut dedik ya...

Bukalemun     :İç tüzük gereği,burdayım demeniz gerekiyor...Solucan

Solucan          :İyi madem,burdayım...

Bukalemun     :Ayakta sürünenler grubu da tamam...Toplantıya başlayalım...

Yılan                           :Biz tamamız da...Sen asıl ayakta sürünenler grubuna bak... Bay Süleymancığı             göremiyorum... Nerede? Niye devamsızlık yapıyor?Kessssinkessss yok işte...

Bukalemun     :Bay Süleymancık şimdi gelir,malum yaşlılık...Çok erken uyanıyor;ama tam                    evden çıkacakken tekrar uyuyuveriyor...Daha geçen gün ayakkabılarını                                     bağlarken kapının önünde uyuyuvermiş de ben uyandırdım...E yaşlılık tabii,zor                      oluyor (Vurgulayarak söyler)ayakkabı giymek...

Solucan          :Aman iyi be,iyi ki ayaklarınız var...Sonuçta siz de sürünmüyor musunuz?Hiç                              olmazsa bizim ayak yıkama derdimiz yok...

Yılan                :Ağzına sağlık solucan kardeş...Nasıl da kokar onlar...(Bukalemuna bakarak)                  Hıh !Nasssssıııl?

Süleymancık  :(İçeri girer) Yahu,niye bana haber vermeden taşıyorsunuz bu konsey                            binasını.Hem tam tersi bir istikamete taşıyorsunuz hem de bana haber                           vermiyorsunuz yaavvv...

Yılan                :Anlaşılan yine ters yola girmişsiniz Süleymancık bey...

Bukalemun     :Ne var? Olamaz mı? Sürüngenlik hali...

Solucan          :Niye sürüm sürüm süründüğümüz anlaşılıyor...

Kertenkele      :Anlaşılan bu gün muhalefetle çok çetin tartışmalar yaşanacak...

Timsah            :Çok doğru söylüyorsun kertenkele...

Bukalemun     :Susalım arkadaşlar,susalım...yeni başkanımızı seçeceğimiz bu  kurulayımızı bir an önce açalım isterseniz...

Süleymancık  :Bi tane de bana açın,yürümekten içim yanmış...Pek soğuk olmasın ama...

Bukalemun     :Aman efendim,toplantıyı açıyoruz,meşrubatı değil?

Süleymancık  :Fevkalade üzüldüm bak şindi...Garip bi koku geliyor mu size de?

Yılan ve solu   :(Masalara vururlar) bir an önce başlayalım....

Bukalemun     :Kurultayımızı yönetmek,tabi ki tüzüğümüze göre en yaşlı üye olarak Bay                                    Süleymancığa düşüyor?Değil mi arkadaşlar...

Solucan          :Ben de,babam da kendimizi bildik bileli toplantılara hep süleymancık başkanlık eder...

Timsah            :Merak etme, o senin torununu da yönetir...(Bağırır) Süleymancık pep başkan, Süleymancık pep başkan...

Hepsi              :Süleymancık pep başkan...Süleymancık pep başkan...

Süleymancık  :İyi canım,n’apalım bu sefer de başkan Süleymancık olsun...

Bukalemun     :Süleymancım sizsiniz Süleymancık bey...

Süleymancık  :Fevkalade sevindim bak şindi...Sanki bi yerlerden yanık kokusu geliyor...

Bukalemun     :Şimdi toplantıyı yönetmek üzre en yaşlı üye sıfatıyla Bay Süleymancığı kürsüye çağırıyorum...

Hepsi              :(Alkışlarla) Süleymancık pep başkan...Süleymancık pep başkan...

Süleymancık  :(Kürsüye gelir...Diğerlerini sustumak adına elindeki tokmağı kürsüye                     vurur... Vurmaya devam ederken,kulağının arkasından bir civi çıkarıp                        çakmaya başlar)

Bukalemun     :Sayın Süleymancık,sayın Süleymancık,kendinize geliniz... Kongredeyiz... Haydi arkadaşlar...Süleymancık hep başkan...

Hepsi              : Süleymancık pep başkan...Süleymancık pep başkan...

Süleymancık  :(Elindeki tokmakla yine vurur) Tamam susun...Susun...(Tam bir                                 sessizlik... Tokmakla vurmaya devam eder)Giiiir....(Tokmak) E gir dedik                ya...(Bukalemuna bakarak)Bukalemun,bukalemun kim bu münasebetsiz ya...

Bukalemun     :Şeeeeyy...Öhö öhö...

Süleymancık  :Haaa...Sen miydin tuvaletteki...İki saattir kapıyı çalıyoruz değil mi ya...Meşgul                            madem...Daha önce desene ‘öhö öhö’nü

Yılan                :Kessssinkes,çocuklar kapıyı çalıp çalıp kaçıyorlar herhalde bay başkan...Tak                 tak...(Gülüşmeler)

Bukalemun     :Öhö öhö...Bir an önce başlasak...Muhalefet sabırsızlanıyor ve arsızlaşıyor...

Solucan          :Ah bizi yönetenlere bakar mısınız?

Kertenkele      :Sen yerin  yedi kat derinliğinden çok iyi yönetirdin, solucan suratlı solucan....

Solucan          :Sen bi sus,neyi kertip kertmediği belli olmayan kele...

Bukalemun     :Tartışma büyümeden saygı duruşuna geçsek bay başkan...

Süleymancık  :İyi canım, bunu da mı ben yaptırcem...Söyleyin başkana yaptırsın...

Bukalemun     :Başkan sizsiniiiiiizzzzz....

Tırtıl                             :Pazartesi pazartesi,buraya boş laf dinlemeye gelmedik...Bir an önce gündeme geçelim...

Timsah            :(Kızgın)Biri pazartesi mi dedi?

Kertenkele      :Tırtıl dedi...Tırtıl dedi..

Timsah            :(Tırtılın üzerine yürür)Bana bak böcek...

Bukalemun     :Bay Timsah! Lütfen

Timsah            :(Durur) Şeeey...Pis tıy tıy,hayin tıy tıy yedin yapyaklayımı kıtıy                                                   kıtıy...Hihooooohhhhhhaaa...Espiri nasıl ama...

Yılan                :Toplantı kessssssinkessss başlamıyorssssa,biz kongreyi terk edeceğiz...

Bukalemun     :Başlayacak,başlayacak...Hadi bay başkan....Saygı duruşu....

Süleymancık  :Yav saygı duruşu vaadı da biz mi içtik...Dün dündür...Müdür müdür müdür? Al               şu takatukayı...Şu köşe kış köşesi...Bir berber...Süfle lan Bukalemun...

Bukalemun     :Haaaa....Süfle...Doğru ya...Dediğimi tekrar et bay başkan...Şimdi...

Süleymancık  :Şimdi...

Bukalemun     :Atamız...

Süleymancık  :Atamız...

Bukalemun     :Dinozorus huzurunda...

Süleymancık  :Dinozorus huzurunda...

Bukalemun     :Saygı duruşuna ...

Süleymancık  :Saygı duruşuna...

Bukelemun     :Davet ediyorum...

Süleymancık  :Davet ediyorum...Televizyonunuzun sesini biraz kısar mısınız...Burda yankı                                yapıyor da...(bir süre sessizlik...Saygı duruşundan sonra)

Solucan          :Biz solucanlar yönetimde söz sahibi olmak istiyoruz...Yeter artık söz                                           solucanların...

Bukalemun     :Çok haklısın solucan kardeş...

Süleymancık  :Çok haklısın solucan kardeş...

Tırtıl                 :Bizim  sorunlarımıza eğilmiyollar...Tırtıllar olarak böcek miyiz sürüngen miyiz                  belli değil?Az önce siz de gördünüz,bize böcek muamelesi yapıyollar...

Bukalemun     :Ne kadar haklısın,ne kadar haklısın tırtılcık...

Süleymancık  :Ne kadar haklısın,ne kadar haklısın,tırtıl...cık...

Tırtıl                             :Ayrıca şunu da belirteyim...Biz,kişiye özel hiç bir yaprak yemedik timsah bey...Uyduruyollar...Bi de peynir ekmek yemezler,yaprağa yapyak demezler...Bunu da bil..

Timsah            :Sataşma var bay başkan,sataşma var...Özür dilesin yüce kurultaydan...

Bukalemun     :Kendini savundu canım...Ne sataşması...

Süleymancık  :Ne sataşması?Sataşma ne? Kim sataşmış?

Bukalemun     :Yok bi şey...Yok bi şey...

Solucan          :Biz de parazit muamelesi görüyoruz...

Bukalemun     :Ne fena,ne fena...

Süleymancık  :Ne fena,ne fena...Aman be...Kim fen, kim a?Aaaaa! Beni de kendine benzettin ha...Sen Bukalemunsun tamam...Çıktığın dalın rengini alırsın da bana n’oluyo?

Bukalemun     :Ne kadar haklısın bay başkan...

Yılan                :Motor ısındı,bay başkanın kafası çalışmaya başladı...Kessssinkessss....

Bukalemun     :Doğru,doğru,çok doğru...Al bi doğru daha diyeyim,ilerde nasıl olsa lazım olur...

Semender       :Zamanında Sürüngeniyet gazetesindeki köşenden de az yağcılık yapmadın                               hani Bukalemun bey...

Bukalemun     :Vaaay...Semender hanım...Bakıyorum çeneniz açıldı...Pazartesi sendromunu                atalatmışa benziyorsunuz...

Süleymancık  :Semender de kimmiş yaaav...Hiç duymadım...(Havayı koklar)

Bukalemun     :Bunlara semender derler...Kertenkelenin bir türü...

Süleymancık  :Yani bi çeşit Duygu Asena mı?

Bukalemun     :Yani alakaya çay demle bay başkan...

Süleymancık  :E iyi olur...Benimki biraz açık olsun...Çarpıntı yapıyor da...

Bukalemun     :Ne açık olsun?

Süleymancık  :Çay tabi ki...Bi de bana bunak derler...Az önce söylediğini kendisi unutuyor...                             Tövbe tövbe...

Bukalemun     :Tamam,tamam az sonra getirecekler...

Semender       :Bittiyse,bir çeşit monolog olan diyaloğunuz,bir iki laf da biz edelim...

Süleymancık  :Buyurun,kaptırıp koyuverin kızım...(Havayı koklar)Yok yok kesin bir yanık                     kokusu...Genzim de yanmaya başladı?

Semender       :Bu bukalemunlar yüzünden,sürüngenlik etik açıdan sorgulanmaya başlanan                  bir olgu oldu...Süreç içinde hiyerarşik yapının yatay olarak yeniden                                   oluşturulması gerektiği inancındayım...Bu bağlamda istatistiksel verilere                             baktığımızda, bukalemunist teori dikey yağcılığı savunuyor ki,bu da ritüeller                         yaratıyor...

Süleymancık  :Haaaaaa...Af buyur ! Allah Allah,kim ya bu semender...

Bukalemun     :Kim olduğu önemli değil,resmen saçmaladığı kesin ama...

Semender       :Bizde belge konuşuyor belge...(Elinde kağıtlar vardır)Burda senin                                             yazdıkların var...

Bukalemun     :Bırakın Semender hanım bu şov tivi canlı yayın ağzını...

Timsah            :Salı öncesi salı öncesi bu keşmekeşi mi dinleyeceğiz bay başkan?Nasıl              ama,bakın pazartesi demedim...

Yılan                :Bir an önce seçimlere geçsek...

Süleymancık  :Susun,susun...Yoksa....Yoksa...Hatta,yoksa...Lassa,yünsa...Bütün dünya           buna inansa,bir inansa...Hayat bayram olsa...Aman be susun işte...Şu kokudan etkilendim zaten...

Bukalemun     :Ama bay başkan resmen sataşma var... Genel kuruldan özür dilesin...

Yılan                :Yok ya,sen kimden özür dileyeceksin...

Bukalemun     :Sen karışma...Önce bi gömleğine sahip çık...

Yılan                :Valla gelmeyim yanına,su içiyo içmiyo dinllemem...Kesssinlikleee cıssss

Timsah            :Yok yaaa... N’aparsın ki sen?

Bukalemun     :Yılandan korkmam,yalandan korktuğum kadar...Özür dile semender...

Semender       :Bunu diyene bakar mısın?

Yılan                :Allllaaaaaaaah....(Ortalık karışır ve ışık söner)(Lokal ışık Bukalemunda)

Bukalemun     :(Sesi kısıktır)Semender başkan...En büyük başkan... Eeee, genel kurul                                    semenderi başkan seçti...N’apıyım...Boşuna bukalemun dememişler...

Ses                 :Ormaaaaan yangınıııııı....Kaçıııınnnnnn....(Bir kargaşa yaşanır)

                                                          

(IŞIK SÖNER)

 

 (ŞARKI)

ORMANDA YANAN SADECE AĞAĞAÇ MI?

 

Ormanda yananlar

Sadece ağaç değil

Çeşit çeşit canlılar var

Onlar da yanar bunu bil

Kitle imha silahları

Sadece atom bombası değil

Sönmeyen bir sigara (da)

Cayır cayır yakar bunu bil

Dünya dedenden kalan

Yüklü bir miras değil

Torunların da hakkı var

Bu dünya da bunu bil

 

TABLO 14

(BİR AYRILIK ÖYKÜSÜ)

...

...

...

...

...

(Oyunun son bölümü özel olarak eklenmemiştir.

Oyunla ilgilenenlerin yazarıyla ( mzfrsngr@gmail.com  ya da benimle) iletişim kurarak görüşmeleri rica olunur.)

...

 ( S O N )

***

Muzaffer Sungur sayfasına geri dön...

www.tahsinmelan.com